Söyleşi: Dizman'dan Ordu'yu Anlatan yeni Bir Kitap

ORDU’YU ANLATAN YENİ BİR KİTAP : “DENİZE DÜŞEN DAĞ:ORDU”

 

Dizman: Ordu’da çok kişinin farkında olmadığı olayları, kişileri ve yerleri yazdım...

 

 

Oğuz Gümüş: İbrahim Dizman, şiirden romana, tarih çalışmalarından anlatıya, yazılı anlatımdan dilbilgisine değin çeşitli alanlarda ürün veren bir yazar. Ankara Üniversitesinde  öğretim görevlisi. Yazılı anlatım  ve Türk Dili dersleri veriyor.  Dil Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Çağdaş Türk Dili  dergisinin genel yayın yönetmeni. Aynı zamanda Ordu ile ilgili araştırma ve incelemelerini de sürdürüyor. 6 Haziran Cuma günü Ordu’da bir kitap tanıtım kokteyli ve imza günü düzenlenen son kitabı ve diğer çalışmaları üzerine Dizman’la konuştuk...

Sayın Dizman, son kitabınız yine Ordu üzerine. Bunun hakkında bilgi verir misiniz biraz?

 

İbrahim Dizman: Son kitabım “Denize Düşen Dağ: Ordu” adını taşıyor.  Tarih-anlatı diyebileceğimiz bir türde. Benim gözümden Ordu, benim yaşadığım Ordu’dan bende kalanlar, diye özetleyebileceğim bir çalışma.

 

Oğuz Gümüş: Nereden gerekti böyle bir çalışma?

 

İbrahim Dizman: Heyamola Yayınları, “Türkiye’nin Kentleri” adıyla, belli başlı kentleri içeren bir dizi başlatmıştı. O kentte yaşayan yazarların gözünden anlatılacaktı. Yayınevi yetkilileri Ordu’yu yazmamı önerdiler. Severek kabul ettim.  “Sizin yaşadığınız olayları, gözlemlerinizi ve sizin yorumlarınızla tarihi, bugünü anlatın” dediler. Bu  tam da benim istediğim bir şeydi zaten. Ordu ile ilgili araştırmalardan elimde kalan o kadar çok belge ve bilgi vardı ki.. Öylesine ilginç yaşadıklarım vardı ki... Oturup bütün bunları anlattım 275 sayfada.

 

Oğuz Gümüş: Birkaç örnek verseniz...

 

İbrahim Dizman:  Somut örnekler buraya sığmaz ama şöyle örneklendirebilirim. Sözgelimi, zamanında kentin gündemini oluşturmuş ama sonra unutulmuş bazı aşkları yazdım. 30’lu, 40’lı, 50’li, 60’lı yılların sosyal yaşamını yazdım. Yıllar içindeki araştırmalarım içinde bana fısıldanan kimi olayları yazdım. Sonra tarihi de duru, söylencelerden arınmış bir bakışl yeniden öyküleştirerek yazdım. Bu konuda somut bir örnek vereyim: Sizce Truva Savaşı’nda Ordulular var mıydı? Ne dersiniz?

 

Oğuz Gümüş: Bunu saptamak zor.. Hem Ordu nere, Truva yöresi nere...

 

İbrahim Dizman: Tarihi doğru okuyunca bunun yanıtını vermek kolay... Devamını söylemeyeyim... Başka bir örnek. Amazonlar, şu dünyanın ilgisini hep çeken savaşçı kadınlar nereliydi dersiniz?

 

Oğuz Gümüş: Termeli diye biliriz... Öyle geçer kitaplarda...

 

İbrahim Dizman: Evet, Terme’de varlar, Ünye’de varlar, Giresun Adası’nda varlar... Ancak Ordu’da yoklar, öyle mi? Bu kadar söyleyeyim.. Bunun yanıtını kitapta veriyorum...

 

 

Oğuz Gümüş: İlginç şeyler söylüyorsunuz. Ben de Ordu’yu yakından tanırım ama bunları hiç duymadım. Başka örnek verebilir misiniz?

 

İbrahim Dizman: Şöyle bir şeyle karşılaşsanız şaşırmaz mısınız? 1950’de kapatılan Halkevi yağmalanmıştı biliyorsunuz.  Peki acaba yağmalanmayan ve hiç dokunulmadan bugüne ulaşan bir Halkevi var mı?

Oğuz Gümüş: Var mı yani? Ordu’da mı?

 

İbrahim Dizman: Var... Neresi olduğunu kitapta yazdım.

 

Oğuz Gümüş: Şaşırtıcı şeyler söylüyorsunuz... Daha yakın zamanları da anlattınız mı?

 

İbrahim Dizman:  Evet anlattım... Sözgelimi, 2006’daki o büyük fındık mitingi yazılmadı hiç. Ben içindeydim ve içinden anlattım. Şu kadarını söyleyeyim. Neden bölgedeki diğer kentlerde yol kesilmiyor da Ordu’da yol kesiliyor... Bunun yanıtını vermek Orduluyu iyi tanımaktan geçiyor.

 

Oğuz Gümüş: “Denize Düşen Dağ: Ordu” demişsiniz kitabınızın adına. Neden?

 

İbrahim Dizman: Ben Ordu’yu hep öyle tanımlardım eskiden beri. Bahçelievler  semtinde, kıyıda durun ve bakın kente. Boztepe, neredeyse denize yuvarlanmış gibidir. Kitabın kapağında da görüyorsunuz; doğudan, Yoroz’dan çekilen fotoğraflarda bu daha da belirgin görülüyor. Ordu, denize düşmüş bir dağ gibi.

 

Oğuz Gümüş: Kitabınızın hemen başında “Ben bu kentte doğmadım.  Ancak yaşamımın en etkin ve verimli dönemini burada geçirdim. Kişisel tarihime silinmez biçimde yazıldı ‘Ordu’ sözcüğü” diyorsunuz. Burada doğmamış olmanıza rağmen burayı en çok yazanlardan birisiniz. Bu nasıl oluyor:

 

İbrahim Dizman: Evet, doğru, burada doğmadım. Ama Sıtkı Çebi’den sonra sanırım Ordu’yu en çok yazan ben oldum. Kitabın başında, sizin alıntıladığınız o tümcenin ardından şu cümle gelir: “Birçoklarına şaşırtıcı gelse de bu kentin ruhunu en iyi anlayanlardan biri olduğuma inandım. Çoğunluk, içinden bakıp birçok şeyi fark etmeden yaşarken, ben dışarıdan bakıp bambaşka özellikler görebildim.”  Bence mesele bu işte!  Bu kentin ruhunu hissettim ben. Arşivler, gazete koleksiyonları, fotoğraf albümleri, bana güvenilip kulağıma fısıldananlar... Tümünü biriktirip bir yapbozu tamamlar gibi bu kentin ruhunu tamamladım kendi içimde. Yoksa yazamazdım. Kitabı siz gözden geçirdiniz; gördünüz sanırım, “güzel yaylalar, mavi denizlerimiz” gibi yapay, anlamsız güzellemelere girmedim. Ne gördümse onu yazdım. Doğal, yalın ve ruhunu hissettirerek.

 

Oğuz Gümüş: Evet haklısınız. Kitabı incelediğimde, hiç de öyle övgüler yok. Ama son sayfaya kadar okuyup gelince, bir kenti bütün yönüyle tanıyıp seviyorsunuz.

 

İbrahim Dizman: İşte önemli olan oydu zaten. Okuyana bu kentin ruhunu hissetirebilmek. Bunu başarabildimse ne mutlu bana.

 

Oğuz Gümüş: Kitabınızda siz de varsınız. Doduğunuz ilçe ve aileniz de var.

 

İbrahim Dizman: Evet. Kısaca çocukluğumdan ve ailemden de söz ettim. Hatta iki ilginç fotoğraf da var. Ama başlangıçta bu benim tercihim değildi. Kitabın ilk yazımında bunlar yoktu. Yayınevi itiraz etti; “Ordu’yu araştırmanızda çocukluğunuzun ve doğduğunuz yerin payı yok mu; mutlaka bunu da ekleyin” dediler. Ben de biraz mahcup bir şekilde de olsa eklemek zorunda kaldım. Ancak okunduğunda görülecektir ki anlattığım çocukluğum gerçekten de Ordu’da yaptığım çalışmaların temelini oluşturuyor.

 

Oğuz Gümüş:  Fotoğraflar da var kitabınızda.

 

İbrahim Dizman: Çok değil ama anlattığım konularla ilgili birkaç fotoğraf kullandım. Kimisi eski fotoğraflar ama az bilinenler. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü de görsel arşivinden yararlanmama izin verdi. Muzaffer Bey’e teşekkür borçluyum. Bu kitap yalnızca Ordu’da okunmayacak tabii ki; o yüzden Ordu’yu yansıtan iyi birkaç fotoğrafa gereksinimim vardı. İl Müdürlüğü yardımcı oldu.

Oğuz Gümüş: Bu yıl yayımlanan bir başka kitabınız da “Başka Zaman Çocukları” adını taşıyan roman. Bu roman hakkında bilgi verir misiniz biraz?

 

İbrahim Dizman: Bu roman, 1919’larla 1970’leri iç içe işleyen bir çalışma. Romanda, kahramanlık ve korkaklık gibi insanlığın en belirgin duygu ve tavrını anlatmayı denedim. Sözünü ettiğim iki temel duygu çerçevesinde yakın tarihe insansal açıdan bakmayı istedim. Bugün çokça tartıştığımız sorunların sadece toplumsal, siyasal boyutu yok, insan boyutu da var, geçmişten gelen bağların belirlediği durumlar var. Bunlara da bakmak istedim. Böyle olunca da neredeyse bir yüzyıla yayılan olaylar zinciri ortaya çıktı.

 

Oğuz Gümüş: Peki,. neden 1919 ve 1970’ler? Bu iki tarihin ortak bir yanı mı var sizce?

 

İbrahim Dizman:  12 Eylül öncesi ve sonrası, benim kuşağım için bu duyguların çok yoğun yaşandığı bir dönemdir. Dünyayı değiştirmeye kalkanlar, kahramanca davrandılar çoğu zaman ama 12 Eylülden sonra kimisi uç noktalara savruldu. Bu insansal açıdan çarpıcı bir durumdu ama bizler için bir travmaydı aynı zamanda.  Bu Kurtuluş Savaşı döneminde de yaşandı.  Hainlikle kahramanlığın iç içe geçtiği durumlar oldu. Biz Kurtuluş Savaşı dönemini daha çok hamasi süslemelerle ve yüzeysel öğrendiğimiz için bu insansal boyutu göz ardı ettik. Son yıllarda gerçi biraz kırıldı bu. İnsanların büyük olaylar karşısındaki tercihleri çarpıcı sonuçlar doğurmuştur her zaman. İşte, 78 Kuşağı denilen dönemde yetişenler de büyük alt üst oluşlara tanık oldular. Aynı duygular içinde savruldular. Bu ikisini birlikte anlatmanın ilginç olacağını düşündüm.

 

Oğuz Gümüş:  Kahramanlarınızdan birinin dedesi de ayrı bir kişilik olarak romana giriyor. Bu romana bakınca bu topraklarda kardeşçe yaşamanın geçmişte de zor olduğu anlaşılıyor. Öte yandan, romandaki “dede” karakteriyle sanki yine Ordu anlatılıyor gibi. Yanılıyor muyum?

 

İbrahim Dizman: Sorunun sonundan başlayayım yanıtlamaya. Bir romanda belirgin bir kent olmaz, açıkça söylenmedikçe. Başka Zaman Çocukları romanımda da Ordu adı filan geçmiyor. Bu yöreden bir kent. Ama ben bu bölgede en iyi Ordu’yu tanıyorum; elbette izler çok belirgin.

Bu topraklarda kardeşçe yaşama sorunsalına gelince... Haklısınız... Bu zorluk, sözünü ettiğim duyguların çakışmasından kaynaklanıyor biraz da. Kuvayimilliyeci bir Türkle ailesi Pontus için çalışan bir genç kızın aşkını anlattım. Yaşamın kahramanı ama dönemin koşullarının haini olan iki genç. Az önce söylediğim gibi, bugün yaşadıklarımızın insansal boyutu ve bu boyutun bir geçmişi var. Ben Karadeniz’den bakıp anlattım ama bu, bütün Anadolu coğrafyasında o dönemde yaşandı. Dostluk, aşk, aile, kin, nefret, ihanet, kahramanlık, korkaklık… Tümü iç içeydi o dönemde. İnsanların tercihlerini bunun gibi duygular belirliyordu; sağduyu kimi zaman buharlaşıp yok oluyordu. Bugüne ne kadar benziyor! O yıllar, aynı zamanda günümüze de yansıyan sorunların ilk tohumlarının atıldığı bir dönemdir. O zamanlar başlayan zorluk bugün de başka biçimlerde sürüyor. Başka bir deyişle, her zamanın çocukları aynı sorunları yaşıyorlar. Belki de hepimiz her dönemde “başka zaman çocukları”yız; çünkü hiç kendi dönemimizi yaşayamıyoruz. Önceden belirlenmiş bir alanda, dikenli tellerle çevrili bir alanda hep aynı yolları yürüyoruz, aynı şeylerle karşılaşıyoruz. Buna da işaret etmeyi istedim bu romanda.

 

Oğuz Gümüş:  Siz, Ordu’yu anlatmadım diyorsunuz ama ben romanı okurken bildiğim kadarıyla Ordu’yu canlandırdım gözümde. Sizin bu şehirle ilgili anlattığınız kimi olayları romanda birebir gördüm. Bunu okurlar için belirtmem lazım.  “Başka Zaman Çocukları”nda, biraz da Ordu’yu göreceksiniz. Sanırım bu şehir sizin için iyi bir yazma gereci...

 

İbrahim  Dizman: Okurla yazarın yorumu farklı olabilir tabii. Ben zaten Ordu yok demedim, açık olarak Ordu adı geçmiyor dedim. Ama dinlediğim, okuduğum olaylar bu romanda var. Bu romanı okuyan bir Ordulu, kentinin geçmişine de ilgi duyacaktır eminim.

 

Oğuz Gümüş: Ben hiç görmedim, bilmiyorum ama sizin “Marmara bölgesi” diye anlattığınız yer de çocukluğunuzu geçirdiğiniz şehirdir belki... 

 

İbrahim Dizman: Marmara ve Ege bölgelerini bilenler de oraları bulacaklar romanda. İki bölgenin iki ayrı dönemini buluşturdum zaten.

 

Oğuz Gümüş: Bu iç içe geçmiş zamanları romanda  kurgulamak zor olmadı mı?

 

İbrahim Dizman: İpin ucunu kaçırırsanız zor elbette. Şunu söyleyebilirim. Bu roman tam dört kez yeni baştan yazıldı.  Muhtemel kurgu ve zaman hataları beni çok korkutuyordu. Seçtiğim yöntem, bu tehlikeyi önledi. Bölümler halinde yazdım.  Öte yandan, klasik olaylar akışıyla giden romanların artık günümüzde okura sıkıcı gelebileceğini düşünüyorum. Hayatın karmaşıklığına paralel olarak karmaşık olaylar anlatılmalı romanlarda.

 

Oğuz Gümüş: Evet ilginç bir roman. Okurken, bir 1919’a gidiyorsunuz, bir 1979’a; bir Karadeniz’e gidiyorsunuz bir Ege kasabasına. Bu romanınızla ilgili değerlendirmeler nedir?

 

İbrahim Dizman: Daha yayımlanmadan beğenisine güvendiğim iki romancı okumuştu; iki yayınevinin editörleri de okudu; yayımlandıktan sonra birkaç dergide çıkan yazılar da olumlu değerlendirmeler içeriyor. Artık bundan sonrası benim dışımda tabii.

 

Oğuz Gümüş: “Başka Zaman Çocukları” sizin ikinci romanınız. 1998’de Cumhuriyetin 75. yılında ödül almış bir romanınız daha var.

 

İbrahim Dizman: Evet, “Gölgeden Akan Işık” adını taşıyan bir roman bu. Kültür Bakanlığının  75. Yıl Roman Yarışmasında Başarı Ödülü almıştı. O yıl Kültür Bakanlığınca yayımlanmıştı. Bir yıl içinde tükenmişti. Sonra Bakanlık yeni baskısını yapmadı. Heyamola Yayınları, bu romanımı basma önerisi getirince sevinçle kabul ettim. Çünkü birinci baskısı bir yılda tükenen, ki bakanlık 5.000 adet basmıştı, bir romanın ikinci baskısı doğal olarak yapılmalıydı.

 

Oğuz Gümüş: Bu romanda neyi anlatmıştınız?

 

İbrahim Dizman: Bu romanda da Karadeniz ve Ankara ekseninde Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk yıllarını irdeledim. Savaşa ve devrimlere aydınlar nasıl bakıyordu? Ankara’da neler oluyordu? Bu sorulara, Karadeniz yöresinden bir milletvekili kahramanın gözünden yanıtlar aradım.

 

Oğuz Gümüş: Bu romanın ikinci baskısının arka kapağından öğrendiğimize göre, Mustafa Kemal de bu romanda yer alıyor.

 

İbrahim Dizman: Evet, romanda birkaç yerde Mustafa Kemal de var. 1920’de Ankara’da, 1924’te Karadeniz gezisinde ve 1930’larda yine Ankara’da... Yani, Mustafa Kemal’i de bir roman kahramanı olarak işledim.

 

Oğuz Gümüş: Bu pek de denenmeyen hatta eleştiri alabilecek bir şey değil mi?

 

İbrahim Dizman: Bir bakıma öyle. Ama dünya edebiyatlarına baktığınızda o ulusların önde gelen kişileri edebiyat için iyi bir gereç. Etkileyici kişilikler, toplumu dönüştüren kişilikler bir yazarın gözünden uzakta olabilir mi? Şunu da söyleyebilirim: Bu romandaki Mustafa Kemal’le ilgili hiçbir olumsuz eleştiri almadım bugüne kadar. Dahası, gerçekçi bir yolla canlandırdığım yönünde görüşler aldım.

 

                                         “Türkiye’nin İlk Köy  Gazetesi ve Bilal Köyden”

 

Oğuz Gümüş: Biraz da diğer çalışmalarınızdan söz etsek... Yayımlanmış kitaplarınızdan biri de “Türkiye’nin İlk Köy Gazetesi ve Bilal Köyden”.  Bu kitabın 3. baskısı yayımlandı yakınlarda. Bu çalışmanız hakkında bilgi verir misiniz biraz?

 

İbrahim Dizman: Bu kitap, Ordu’da yaşadığım yıllarda, ORSEV’de  yaptığım bir araştırmanın sonucuydu. Türkiye’nin ilk köy gazetesi 1929 yılında Ordu’da yayımlanmıştı.  Bunu araştırmıştım. Birinci baskısı ORSEV Yayınlarından çıkmıştı. Birkaç yıl sonra Kültür Bakanlığı 2. baskısını yapmıştı. Bu  kitap da kısa sürede tükendi. Bu yıl Heyamola Yayınları bu kitabı da yeniden yayımlamak istedi. Şimdi 3. baskısı piyasada.

 

Oğuz Gümüş: Evet bu köy gazetesi olayını ilk sizin çalışmanızla öğrenmiştik, hatırlıyorum. Şimdi sahilde anıtı da var bu gazetenin. Yeniden basılması iyi olmuş, okuyamayanlar için.

 

İbrahim Dizman: Bu kitabın 3. baskısı geliştirilmiş biçimidir. İlk araştırdığım yıllardan bugüne daha birçok yeni belgeye, bilgiye ulaştım. Onları da kattım bu kitaba.

 

Oğuz Gümüş: Ben 3. baskısını gözden geçirdiğim için, eklenenleri bilemiyorum. Yalnız gördüğüm şu; dönemin basın tarihine, sosyal tarihe ilişkin şeyler de söylemişsiniz. Bunlar ilginç konular. Peki, İbrahim Bey, Ordu ile ilgili daha başka çalışmalarınız olduğunu da biliyorum. Örneğin “Ordu’nun Yüzyılı”nı yazdınız. 100 yılda yaşanan her şeyi kısa kısa verdiniz bu kitapta. Güzel bir başvuru kitabı oldu. Bunu da geliştirmeyi düşünüyor musunuz?

 

İbrahim Dizman: “Ordu’nun Yüzyılı” beni çok yoran bir çalışma oldu. Bittikten sonra bir daha dönüp bakmam demiştim ama zaman içinde yeni yeni belge ve bilgilere ulaşınca, geliştirilmiş 2. baskısı düşünülebilir demeye başladım. Ama bu kitabı Ordu Belediyesi yayımladı; o nedenle, belediye yönetiminin istemesi gerek; onlar isterse  olabilir 2. baskısı.

 

Oğuz Gümüş: Ordu tarihi ile ilgili çalışmalarınız devam ediyor yani, öyle mi?

 

İbrahim Dizman: Çalışma masamda Ordu’ya ilişkin bir dosya her zaman mutlaka vardır. Bazen yoğun bazan aralıklı ama mutlaka bir şeyler  yazarım.

 

Oğuz Gümüş: Bir yakınınızdan bir şey duydum. Henüz açıklamamışsınız ama; galiba Ordu’da yakın tarihin bilinen bir olayının gerçekte bilinenden farklı olduğunu saptamışsınız.. Bunu bizimle ne zaman paylaşacaksınız?

 

İbrahim Dizman: Kimden ne duydunuz bilmiyorum... Henüz söyleyemem. Erken olur. Belge ve kanıtların % 100 konumuna gelmesi gerek.  Henüz öyle bir durum yok.

 

Oğuz Gümüş: Yani gerçekten de çok iyi bildiğimizi sandığımız bir konunun aslında öyle olmadığını  kanıtlayacaksınız, öyle mi?

 

İbrahim  Dizman: Konu tam olarak açıklığa kavuşmadan bir şey söylemek erken... Bu konuyu geçelim isterseniz.

 

Oğuz Gümüş: Peki geçelim, nasıl isterseniz... Ordu ile ilgili yapmayı tasarladığınız başka şeyler var mı?

 

İbrahim Dizman: Var. Bir biyografi çalışması.  Sanırım sonbahara bitmiş ve yayımlanmış olur.

 

Oğuz Gümüş: Ordu dışında başka çalışmalarınız neler?

 

İbrahim Dizman: Önümüzdeki yıl, yani 2009 için iki kitap tasarım var. Biri, bir roman. Yazımı bitti. Yeniden, yeniden gözden geçiriyorum...

 

Oğuz Gümüş: Sözünüzü kestim... Bu romanda da Karadeniz ve Ordu olacak mı?

 

İbrahim Dizman: Hayır, yok...

 

Oğuz Gümüş: Anladım, peki... Öteki kitap tasarınız?

 

İbrahim Dizman:  “Yazılı Anlatım” alanında bir çalışmam var. Hemen hemen tamam. O da sanırım 2009’da yayımlanmış olur.

 

Oğuz Gümüş: Sayın Dizman, 6 Haziran Cuma günü, 17.00 ile 19.00 arasında Atlıhan’da  imza gününüz olacak. Daha soracaklarım vardı ama yerimiz azaldı. Bu söyleşi için teşekkür ediyorum.

 

İbrahim Dizman: Ben teşekkür ederim.

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                               

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !