Rüsumat No: 4 Gemisi Olayı

Kurtuluş Savaşımızın sayısız yiğitlik ve özveri örneklerinden biri de “Rüsumat No 4” adlı geminin Ordu’da yaşadığı serüvendir. Bu olay, yıllar boyu kulaktan kulağa, dilden dile anlatılarak bugüne ulaştı, Kurtuluş Savaşını anlatan kitaplara girdi ve genç kuşaklar da bilgi sahibi oldu.

Ancak, bu olay ne yazık ki bütün yönleriyle ve gerçek bilgilerle aydınlatılamadı. Bugün, Ordu’nun bu en mutlu gününde, 19 Eylül’de bu olayı bütün yönleriyle gerçek  bilgilerle aydınlatarak Ordu’nun Atatürk’ü konuk etme sevincinin yıldönümüne katılmak istiyorum.

Bu araştırmada 3 temel kaynak vardı. Birincisi, bu olaydan yıllar sonra, vapurun kaptanı ile yapılan bir söyleşidir. 1937 yılında Tan gazetesi, Rüsumat No 4’ün kaptanı  Mahmut Gökbora ile bir söyleşi yaptı. Bu söyleşinin  iki günlük bölümünde bu olay anlatılmaktadır.

Bir diğer kaynak ise, Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu’dur. Sevgili Meral Aktaş’ın kardeşi olan Sayın Gavremoğlu, arşivleri tarayarak somut bilgilere ulaştı ve  bu olayın gerçek ve uydurma yanlarını birbirinden ayırmamıza büyük katkı sağladı. Ayrıca Rüsumat’ın bir  resmini, geminin kahraman komutanı/kaptanı ile subaylarının fotoğraflarını arşivlerden bulup çıkardı ve kullanmamız için verdi. Kentimizde yaşanan bu tarihsel olayın aydınlatılması için gösterdiği ilgi nedeniyle Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu’na  teşekkür borçluyuz.

Bir başka kaynak ise, kendisi de eski bir denizci olan yazar Erol Mütercimler’dir. Mütercimler’in “Bu vatan Böyle Kurtuldu “ (Alfa yayınları, 9. baskı)  adlı kitabında da bu olaydan söz edilmektedir.

Bu konuyu, Ordu ile ilgili kitaplarında ilk kez yazan Sıtkı Çebi’yi de saygıyla anmamız gerekmektedir.

Orduluların Kurtuluş Savaşı dönemindeki özveri ve yurtseverliğinin bir örneği olan “Rüsumat No 4” olayının unutulmayıp yaşatılması, Orduluların kendi geçmişlerine de sahip çıkmasının bir göstergesi olacaktır hiç kuşkusuz.

 

                Rüsumat No 4 Nasıl Bir Gemiydi?

 

Rüsumat, 1891 yılında İngiltere’de, balıkçı gemisi olarak yapılmıştı. 1913 yılında İngiltere’den Osmanlı Gümrük İdaresi’nce satın alınmıştı. Geminin boyutlar hakkında değişik kaynaklarda farklı bilgiler var. Ancak,  İstanbul Deniz Müzesi Komutanlığının Deniz Tarihi Arşivi’nde, bu geminin bugünkü ölçülerle 33,5 metre boyunda, 6,8 metre eninde olduğu  kayıtlı.

Resmi belgelerde  “4 numaralı Rüsumat Vapuru” adıyla kayıtlı olan gemi, 1914 yılında Osmanlı Bahriye’sine devredildi. Bu tarihte gemiye 2 adet seri ateşli top monte edildi. Rüsümat, bu dönemde mayın tarayıcı ve karakol gemisi olarak kullanıldı. Gemi, Birinci Dünya Savaşında İstanbul, Gelibolu, Biga, Tekirdağ, Bandırma gibi Marmara limanları arasında çalıştı. Kömür, cephane, asker, yiyecek taşıdı. Posta vapuru görevi de yapan Rüsumat, birkaç defa düşman uçaklarının saldırısına uğradı ama her defasında kurtulmayı başardı.

Kurtuluş Savaşı başlarken bütün gemiler, Mondros Ateşkes Anlaşması gereğince Müttefiklerin kontrolü ve yönetimi altındaydı.  Ancak, Kurtuluş Savaşı’nda, deniz yolu taşımacılıkta önem kazanmıştı. İstanbul’dan İnebolu limanı aracılığıyla Anadolu’ya, Batum’dan Samsun ve İnebolu’ya cephane ve silah taşınması gerekiyordu. Özellikle, Batum’dan çok sayıda silah, mühimmat taşınması zorunluluğu doğmuştu. Doğu Cephesinde Ermenilerden ele geçirilen silah ve cephaneler, Sovyetler Birliği’nden alınan yardımlar ve Almanya’dan gizlice sağlanan silahlar  Batum’da toplanıyor ve depolanıyordu.

Rüsumat, 1920 yılı yazında Ereğli limanındaydı. Karadeniz’deki askeri taşımacılığı  eşgüdümle yürütmek üzere kurulan “Nakliyat-ı Bahriye Komutanlığı”, Rüsumat’a el koyarak ulusal güçlerin buyruğu altına aldı.

Bu yeni görevinde ilk seferini 4  Kasım 1920’de yapan Rüsumat No 4 gemisi, özellikle fırtınalı havalarda güçten düşer, sık sık batma tehlikesi geçirirdi.  Sert dalgalarda sac levhaları suyun şiddetine dayanamaz, yer yer çatlardı. Bu çatlaklar, gemide hazır bulundurulan çimento ile sıvanır ve ambarların su alması böylece önlenirdi. 

Rüsumat, askeri kayıtlara göre, “Gazal” adlı vapurla birlikte “Anadolu donanmasının ilk deniz nakliyatını yapma şerefini kazanan iki gemiden biri”ydi.

Bu dönemde Karadeniz, sadece doğa koşulları bakımından güçlük taşımıyordu. Yunan ve İngiliz savaş gemileri de limanlar arasında cirit atıyor,  yolcu ve yük gemilerini durdurup arama yapıyorlardı. Eğer silah ve cephane taşıdıklarından kuşkulandıkları bir vapurla karşılaşırlarsa duraksamadan batırıyorlardı. Rüsumat No 4 ve o dönemde Karadeniz’de görevli Aydın Reis, Gazal, Preveze, Şahin adlarındaki  vapur ve römorkörler,  bir yandan çürük çarık halde denizle boğuşurken bir yandan da  Yunan ve İngiliz hücumbotlarına yakalanmamaya çalışıyorlardı.

Rüsumat No 4’ün kaptanı Yüzbaşı Mahmut’tu. Gözüpekliğiyle, neşesiyle, deneyimli denizciliğiyle tanınıyordu.

 

Rüsumat No 4 Yola Çıkıyor

 

1920 Kasım’ından 1921 Temmuz’una kadar tam 9  sefer yapan  Rüsumat No 4, 1921 Temmuz’unun başında yeniden Batum’a doğru yola çıkar. Batum’da Ermenilerden ele geçirilen iki adet top, 350 sandık cephaneyi alarak yola çıkma hazırlığı yapar. Gündüz  gidemeyecektir. Demir alsa, Batum’daki Rum ve Ermeniler İngiliz ve Yunan savaş gemilerine  hareketini bildirecekler ve daha Rize açıklarına varmadan yakalanıp batırılacaktır. Mahmut Yüzbaşı, bu nedenle gece, gizlice hareket etme kararı alır. Yine de dikkatli olmak zorundadırlar çünkü Batum’da öğrenmişlerdir ki iki Yunan savaş gemisi Batum ile Trabzon arasında devriye gezmekte ve Batum’dan dönecek cephane, silah yüklü Türk vapurlarını, teknelerini, römorkörlerini beklemektedir.

Rüsumat No 4, 15  Temmuz gecesi Batum limanından sessizce ayrılır. (Kimi kayıtlara göre, ağustos ayıdır, ancak sonraki olayların akışı gerçek tarihin temmuz olduğunu doğruluyor) Bu eski ama kahraman geminin ayrılışını hiç kimse farketmemiştir. Mahmut Kaptan, gemide sigara içilmesini bile yasaklamıştır. Kıyı kıyı gidilecek, uygun yerlerde karadan düşman gemileri hakkında bilgi alınacaktır.

Trabzon’a vardıklarında, Yunan savaş gemilerinin  Rize’de karpuz ve tütün yüklü bir tekneyi silah taşıdığı kuşkusuyla batırdıklarını, yine aynı kuşkuyla Vona (Perşembe) açıklarında üç kayığın İngilizlerce batırıldığını öğrenirler. Öyle anlaşılmaktadır ki Rüsumat No 4, Rize’de düşmanın top atışlarından kıl payı kurtulmuştur. Yüzbaşı Mahmut, yine gece Trabzon’dan ayrılma komutu verir.

Vapur, 17 Temmuz’da Ordu’ya varır. Kimi eksikleri gidermek ve düşman gemileri hakkında bilgi almak için iskeleye yanaşır. Liman başkanı Dursun Bey’dir. Vapura çıkar ve Samsun’dan aldığı telgraf buyruğunu  Mahmut Kaptan’a iletir: Düşman gemileri hem batıdan hem doğudan ilerlemektedirler, dolayısıyla Rusumat No 4’ün  her an yakalanma tehlikesi  vardır. Yük, Ordu’da boşaltılacaktır.

 

 

Vapur Boşaltılıyor

 

Ordu Liman Başkanlığına konuyla ilgili gelen telgraf emri yalnızca  cephaneyi  boşaltıp düşmana teslim etmemek yönündedir. Bu hemen yapılmalıdır. Ordu Liman Başkanı  diğer kötü haberleri de iletir.  10 gün önce  düşman savaş gemileri Ordu açıklarında “Giresun” adlı Türk gemisini durdurmuşlar, içindeki bütün yüke el koymuşlardır. Yine birkaç gün önce “Gazal” adlı römorkör de düşman gemilerince durdurulmuş, römorkörün personeli tutsak alınarak Yunanistan’a götürülmüştür.

Mahmut Kaptan, Liman Başkanı, Emniyet Müdürü, Belediye Başkanı ve Mutassarrıfla görüşür. Hemen bugün vapuru boşaltmak gerekmektedir, birkaç saat sonra düşman gemileri her iki yönden de Ordu’ya ulaşabilirler.  Mutasarrıf, bu boşaltma işini Ordulular olarak başarabileceklerini söyler. Emniyet Müdürü de kente çığırtkan çıkararak herkesten yardım isteyeceklerini belirtir.

Kaptan vapuru kıyıya çok yakın bir noktada, neredeyse kuma değecek bir derinlikte demirler. Kentin gençleri, kayıkçılar ve kentteki çok az sayıdaki asker vapurun yükünü hızla boşaltmaya başlar.

Erol Mütercimler, kitabında bu olayı şu tümcelerle anlatmaktadır: “ Rüsumat No 4, Ordu kenti limanında kapana kısılmış gibiydi. Komutanın usundan tüm olasılıklar yıldırım hızıyla geçerken bir anda çözümü buluverdi. Bir savaş aldatmacasına başvuracaktı. Gemi tıka basa cephane doluydu, önce bunların boşaltılması gerekiyordu. Ordu kenti içinde çığırtkan dolaştırıldı. Halk, işini gücünü bırakıp limana üşüştü. Liman Başkanı, hükümet memurları, Ordu halkı candan gayretlerle çalışmaya koyuldular. Kayıklar yan yana getirildi, üstlerine kalaslar döşendi, göz açıp kapayıncaya dek kurulan bu iğreti iskelenin üzerinden topları geçirdiler. Cephaneleri taşıdılar. Akşamın alacakaranlığı bastırırken gemideki bütün savaş araçları karaya çıkarılmış bulunuyordu. Toplar sökülerek parçalar halinde, cephaneyle birlikte depoya yerleştirildi.”

 

 

                Sadece Cephaneyi Kurtarmak Yeter mi?

 

Mahmut Yüzbaşı,  cephaneyi kurtarmış olduğu için sevinçliydi ama vapuru  düşmana bırakacak mıydı? Bir kaptan, vapurunu göz göre göre düşmanına “gel al” deyip bırakabilir miydi? Kaldı ki, Genelkurmay’ın değişmez emri “Hiçbir gemi düşmana teslim edilmeyecektir” biçimindeydi. Rüsumat’ı da kurtarmanın bir yolunu bulmalıydı.

“ Komutan Yüzbaşı Mahmut, Rüsumat’ı daha ileriye aldı. Herhangi bir  tehlike karşısında teslim olmamak için gemiyi batırmaya karar verdi. Bu nedenle valfın cıvatalarından altı tanesini gevşettiler. Aynı zamanda gemide yangın çıkarmak amacıyla baş tarafa da gazla ateşleme düzenekleri yerleştirdiler.

18-19 Temmuz gecesi olaysız geçti. 19 Temmuz 1921 sabahı hava çok güzeldi. Her yan sessizdi. Deniz çarşaf gibiydi. Dafni adlı kruvazör ve bir muhripten oluşan Yunan filosu Vona’da kayıkları aramış, limanlar arası taşınan mallar hakkında soruşturma yapmıştı. Ancak Türk kayıklarından bilgi sızdıramadılar. Bunun üzerine, daha fazla yakıt harcamamak için Dafni kruvazörü muhribi de yedeğe alarak ağır yolla kıyıya çok yakın devriyeyi sürdürme kararı aldı.

Gün iyice ağardığı sıralarda Ordu kentindeki gözcüler ufukta beliren iki kuşkulu lekeyi belirlediler. Biraz sonra bunları açık seçik  saptayabildiler “ (Mütercimler: 2006)

 

 

Düşman Savaş Gemileri Geliyor

 

Gelen iki düşman savaş gemisiydi. Ordu, Birinci  Dünya Savaşı yıllarında birkaç kez denizden bombardımana uğramıştı. Kurtuluş Savaşı döneminde de İngiliz ve Yunan savaş gemileri Türk gemilerini ve balıkçılarını taciz edip duruyorlardı. Bu nedenle, ufukta düşman gemileri görülünce kentte telaş başladı. Bu kez, düşman Rüsumat’ı arıyordu ve o buradaydı. Bu Yunanlıların öfkesini Ordu’ya kusması anlamına gelebilirdi. Birçok esnaf işyerini kapattı. Kahveler boşaldı. Kimisi evine kapandı, kimisi  atlar ve katırlarla kent dışına köylere doğru yola çıktı.

Ordu iskelesinde ve açıkta ise başka bir telaş ve heyecan vardı. Mutasarrıf Faik Bey, Belediye Başkanı Furtunzade Yusuf Sırrı Bey, Emniyet Müdürü Mehmet Ali Bey, Liman Başkanı Dursun Bey ve Kahya Hakkı, Rüsumat’ın Kaptanı Yüzbaşı Mahmut’la birlikteydiler.  Kaptan Yüzbaşı Mahmut, düşman gemilerinin yaklaştığı haberini alır almaz, önceden  hazırlanan planı uygulamaya koydu. Çarkçıbaşını vapura yolladı ve valfleri açtırdı. Rüsumat hızla su almaya başladı ve kumluğa oturdu. Kaptan, personele gemiyi terketme emri verdi. Subaylar ve  deniz erleri kimisi botla, kimisi yüzerek karaya çıktılar. Kaptan, önceden görevlendirdiği askere işaretini verdi. Asker, geminin baş tarafına dökülen gazyağını ateşledi.. Uzaktan görünen, vapurun hem battığı hem de cayır cayır yandığıydı.

Kıyıyı denetlemeye gelen düşman filikası, gemide bırakılan kimi mermilerin patlayıp havaya uçmasından tedirgin oldu. Mermilerden biri üzerlerine düşse  filikada yangın çıkabilirdi. Bu nedenle Rüsumat’a fazla yanaşmadan, gemiye işaret vererek geri döndü. Yunan kruvazörü, bir süre sonra Orduluları tehdit edercesine bir tek top atarak demir aldı ve Ordu açıklarından uzaklaştı.

 

                Ordulular Rüsumat’ı Kurtarıyor

 

Bu inanılmaz olayı,  birçok kişi şaşkınlıkla izlemişti. Düşman gemisi uzaklaşınca, bütün gözler Yüzbaşı Mahmut’a çevrildi. Bu gemi yeniden yüzer miydi? Pek umut yok gibiydi. Liman Başkanı, Çarkçıbaşı Yüzbaşı Arif ve Kaptan Mahmut bir botla vapura çıktılar. Başüst güverte yanmıştı. Baş direk yanarak devrilmişti. Vapur küpeştesine kadar batmıştı. Makine dairesine su dolmuştu. Hemen Ordu’nun tulumbası (itfaiyenin o zamanki adı) çağrıldı.  Ordulu gençler de sandallarla vapura yanaştılar ve kovalarla yardım etmeye başladılar. Yangın söndürüldü.  Ancak, makine dairesine dolan suyu boşaltmak zordu. Su, makinelerdeki yağla birleşmiş, kirli, bulanık bir su haline gelmişti. Dalınsa bile içeride bir şey görmek olanaksızdı. Ancak, Ordulu bir genç, Hamdi (sonra, soyadı Karadeniz) bu zor görevi üstlendi. Birkaç kez makine dairesine daldı, boğulma tehlikesi atlattı ama sonunda vanaları kapatmayı başardı. Ardından makine dairesindeki kirli ve yağlı su kovalarla boşaltılmaya başlandı.  O gün Ordu’ya gelen bir İtalyan gemisinden su boşaltma tulumbaları ödünç alınarak kullanıldı.

Gemiyi yüzdürmek yine de çok kolay olmayacaktı. Yine çığırtkan çıkarıldı ve halktan fındık kabuğu vermesi istendi. Fındık kabuğu için mevsim uygun değildi. Kabuğunu kıştan saklayanlar da ekmek, yemek pişirmek için kullanıyorlardı. Buna rağmen Ordulular, çuval çuval fındık kabuğunu kıyıya yığdılar. Rüsumat’ın makineleri tam gaz çalıştırıldı. Yaşlı, köhne vapur bir süre sonra yerinden kıpırdadı ve Karadeniz’in sularında yüzmeye başladı. Rüsumat’ın yeniden yüzdürülmesi Ordu’da neredeyse bir şenlik havasında kutlandı. Silahlar atıldı, davullar çalındı, horonlar oynandı.

 

 

Rüsumat’tan Sonra Ordu

 

Rüsumat, 20 Temmuz’da Ordu’dan ayrılarak, onarım için Batum’a doğru yola çıktı. Ertesi gün, Yunan savaş gemileri yeniden Ordu’ya geldiler. Bir şeyden mi kuşkulanmışlardı?  Limana asker çıkarıp arama yaptılar. Aralarındaki konuşmalardan ve sorgulamalardaki sorularından anlaşılıyordu ki Rüsumat’ın battığına inanıyorlar. Ama dün gördükleri yanan ve batmış vapuru bugün göremiyorlardı. Yerini mi tam saptayamamışlardı? Çevreye bakıyorlar, limandakilere soruyorlardı. Ordu halkı, bu gelişmeyi uzaktan gülümseyerek izliyordu. Biraz sonra Yunan savaş gemileri bu işten pek de bir şey anlamamış bir halde Ordu’yu  terk ettiler.

Ertesi gün, yani 22 Temmuz’da bu kez daha büyük bir savaş gemisi “Kılkış” geldi. Yine Rüsumat’ı aradılar ama yine bir sonuç alamadılar. O öfkeyle, Ordu açıklarında demirli “Gülnihal” gemisini aradılar, kimi eşyalara el koydular.

 

                                        Rüsumat’ın Sonu

 

Rüsumat’ın Ordu’da yaşanan bu olayı bütün Karadeniz’de ve Türkiye’de kısa süre içinde duyulmuştu. Genelkurmay Başkanlığı ve  Nakliyat-ı Bahriye Komutanlığı  Kaptan Yüzbaşı Mahmut’u ve gemi personelini ödüllendirdi. Halk, Rüsumat’a artık “Gazi Rüsumat” diyordu.

Rüsumat onarım için Batum’a gitti. Onarım bir ay sürdü ve yeniden silah ve cephane taşıma işine döndü.

İngilizler ve Yunanlılar, Rüsumat’ın batmadığını ve aldatıldıklarını kısa sürede öğrenmişlerdi. Bu onlar için artık bir gurur sorunu haline gelmişti. İstanbul’dan Batum’a kadar, bütün Karadeniz kıyısı boyunca her koyda, her iskelede, her limanda Rüsumat’ı arıyorlardı

Gazi Rüsumat, 1921 yılı Eylülünün ortalarında yine Batum’dan silah ve cephane yükleyerek yola çıktı. Kendisini  ısrarla arayan ve bunu onur sorunu haline getiren İngiliz ve Yunan zırhlılarına yakalanmadan, bir tilki kurnazlığıyla hepsini atlatarak Samsun’a vardı, yükünü boşalttı. Samsun halkı, ünü her yana yayılmış olan bu vapuru görmek için limana akın etmişti. Gemiyi alkışlıyorlar, kaptanı ve personeli kutluyorlardı.

Rüsumat, yükünü boşaltarak yeni bir sefer için doğuya doğru dümen kırdı. 29 Eylül 1921’de Görele açıklarında fırtına ve yağmur başladı. Azgın dalgalar ve sis görüş alanını neredeyse sıfıra indirmişti. Rüsumat, doğudan gelen düşman  gemilerini göremedi. Eynesil önlerinde birden iki düşman savaş gemisi karşısına çıkıverdi.

Rüsumat’ın sonunu Erol Mütercimler şu tümcelerle anlatıyor: “İnesil önlerine gelmişlerdi ki iki düşman gemisini de tüm çıplaklığıyla karşılarında gördüler... Rüsumat No 4’ün kıyıya gittiğini sezen düşman gemisi toplarını çevirerek hemen ateşe başladı. Geminin düşman eline geçmemisi için kıyıdaki geniş kumsalda karaya oturtulmasından başka çözüm yoktu. Bu kez yakalanmışlardı. Düşman gemisi topa tutuyordu. Komutan gemiyi kayalardan uzak bir yere oturturken ilk isabeti de aldılar. Mermi baş tarafı bulmuştu. Artık kiniştin valfını açmaya zaman kalmamıştı, gemi boş olduğundan kıyıya iyice yanaşmışlardı. Komutan Yüzbaşı Mahmut, daha  önce olduğu  gibi bir kez daha ‘terki sefine’ (gemiyi terk edin) emri veriyordu. Ancak bu kez verilen emir acı bir gerçeği içeriyordu. Gizli belgeleri ve geminin seyir defterini yaktılar. Rüsumat’ın sandalını suya indirirken bir yandan da askerlerin çoğu yüzerek karaya çıkmağa uğraşıyordu. Bu sırada yağan mermilerden biri geminin sandalına isabet etti ve onu parçaladı. Başka sandal da olmadığı için herkes denize atladı. Bu arada Yunan muhribi yedek halatını sökmüş ve yardımcı kruvazörden ayrılarak yakından ve serbestçe topçu ateşine başlamıştı. Rüzgâr yıldız karayelden oldukça şiddetli esiyordu. Buna karşın bu denize aldıran yoktu. Rüsumat’ın subayları ve erleri kendilerini dalgalara attılar.

Komutan Yüzbaşı Mahmut, gemisinin küpeştesini gözyaşlarıyla öperek kendisini azgın dalgaların koynuna bırakan son kişi oldu.”

 

Yüzbaşı Mahmut Kaptan, geminin bayrağını almayı unutmamıştı. Denize atlarken beline sarmıştı. Azgın dalgalar arasında kıyıya ulaşmakta güçlük çekiyordu. Gücü tükenmek üzereyken Trabzonlu Osman Çavuş tarafından kurtarıldı.

Yüzbaşı Mahmut, ertesi gün  Görele’den Trabzon’daki Deniz Komutanlığına bir telgraf çekerek vapurunun batırıldığını bildirdi. Telgrafın bir bölümü, sadeleştirilmiş haliyle şöyleydi:

“29 Eylül 337 (1921) saat  09.20’de  düşmanın bir nakliyesi ile beş bacalı bir torpidosu  ansızın  Eynesil (İnosil) açıklarında üzerimize hücum etmiştir. Vapur hemen Eynesil önlerinde karaya oturtularak kiniştin açtırılmış ve terk edilmiştir. Düşman derhal bombardımana başlayarak 40’tan fazla mermi atmıştır. Bunlardan 5’i vapura isabet etmiştir. Önemli bölümlerden ırgatı parçalamıştır. Sancak başomuzlukta  su kesiminde küçük bir  gedik açılmıştır. Düşman bir saat süren bombardımandan sonra  kuzeybatı yönünde açılmıştır.”

Bu telgraf alınır alınmaz Eynesil’e bir römorkör gönderildi. Bu römorkörün yardımıyla Rüsumat yeniden yüzdürülmeye çalışıldı. Bu çaba tam 5 gün sürdü.  Beşinci günde, Rüsumat yeniden yüzdürülecekken, yeniden düşman gemileri göründü. Rüsumat’ı ve onu yüzdürmeye çalışan römorkörü top ateşine tuttular. 3 mermi Rüsumat’ın gövdesine isabet etti. Birkaç gün sonra Trabzon Deniz Komutanı, bizzat olay yerine gelerek Rüsumat’ın durumunu inceledi. Artık umut yoktu. İşe yarayacak aygıtları söküldü ve tekne Karadeniz’e bırakıldı.

Vapurun komutanı Yüzbaşı Mahmut, , başçarkçı Yüzbaşı Arif, ikinci çarkçı Yüzbaşı Mehmed Emin, Yüzbaşı Mehmet, Üsteğmen Ahmet Reşat Teğmen Yusuf, Teğmen Fahrettin, Teğmen Cevat  başka  görevlere atandılar.

Rüsumat’ın Batum ile Samsun arasında 11 sefer yaptığı, bu seferlerde 1070 tüfek, 7459 sandık mermi, 993 kasatura, 8 top, 2244 sandık top mermisini batı cephesi komutanlığı emrine ulaştırdığı kayıtlara geçti.

Rüsumat No 4 adlı vapur, bütün Karadeniz’de silah ve cephane taşıdı, neredeyse bütün iskelelere uğradı ama o, Ordu kenti ile özdeşleşti. Rüsumat’ın kahraman personeli ile fedakar, yurtsever Orduluların  kader birliği oluştu.

Rüsumat No 4, Karadeniz’e gömüldü. Anısı yaşıyor. Şimdi Ordu kıyılarında anısını sonsuza değin yaşatacak bir anıt bekleniyor..

Yorum Yaz