Ordu'nun Yol Macerası

 

 Ordu’nun Dereleri türküsü dillere destandır, bilmeyen yoktur da Ordu’nun yüz yıllık yol serüveni bu kentlilerce bile pek bilinmez. Belki de birkaç ad kulağa tanıdık gelebilir: Koçboynuzu…Dereyolu… Kabadüz-Çambaşı Yolu…

Bu adlar çevresinde yüz yıldır neler yaşanmıştır, yol iz vermeyen sarp yamaçlardan nasıl ulaşılmıştır diğer kentlere; gelin “Ordu’nun yolları”nı da anımsayıverelim…

Ordulu için yol demek denizdi yüzyıllarca. Lacivert ve büyük bir yol gibiydi önünde serili Karadeniz. Bir vapur kalkardı Trabzon’dan, Ordu’ya da uğrardı, İstanbul’dan Fransa’nın Marsilya kentine kadar giderdi. Ülkece ünlü gemiler de boy gösterirdi Ordu açıklarında. Bunlarla Trabzon’a, Samsun’a, İstanbul’a gidilir gelinirdi.

Karayolu dendi mi 19. yüzyılda Ordu’yu Perşembe’ye, Fatsa’ya bağlayacak yol anlaşılırdı. Patikalar, derelerdeki derme çatma köprülerle idare edildi uzun yıllar. 20. yüzyılın hemen başında Akçaova havzası köylüleri, Perşembe köylüleri ürünlerini pazara getirememekten yakınırlar ve mutasarrıflığın  kapısını aşındırırak yol isterlerdi. Yöre halkının bu isteği 1904’te gerçekleşti, yol yapıldı ama küçük bir eksikle: Akçaova üzerine köprü yapılamadı! Bu, elbette yolu işlevsiz kılıyordu. Bu köprü için cumhuriyeti bekleyecekti yöre halkı.

“Dereyolu” sözcüğü, bir türlü gerçekleşmeyecek bir düş olarak Ordu kentinin hafızasına kazındığında da 19. yüzyılın sonuna gelinmişti. Dereyolu, denizi İçanadolu’ya bağlayacaktı. O zamanlar Sivas, Kayseri önemli ticaret kentleriydi. Onları deniz yoluyla buluşturmak Ordu’ya çok şey kazandıracaktı. Ordulu da denize bağlı olmaktan kurtulacaktı. İstanbul Hükümetinin de aklına yatmış olacak ki, 1908 yılında Şevki Efendi adlı bir görevli Ordu’ya gönderildi ve yol güzergâhını saptama çalışmaları yaptı ama yolun yapımı konusunda başkaca bir adım atılamadı.

Araya yenilgiyle sonuçlanan savaşlar ve sonra 1. Dünya Savaşı girdi. Yol unutuldu gitti.  Oysa Ordulular unutmamışlardı. Ordu Milletvekili Recai Bey’in 1921’de TBMM’ye bir soru önergesi vererek bu yolun ne zaman yapılacağını sordu. Ne yapılabilirdi? Ülke işgal altındaydı… Hele ülke kurtarılsındı…

Kurtuluş Savaşı zaferle sonuçlandı…1928 yılında Mühendis Hulusi Bey, Ordu’ya gelerek dereyoluyla ilgili çalışmalar yaptı. Ancak bu kez de  dünya ekonomik bunalımı başlamıştı..

Ordulular dar ve bozuk yollardan Fatsa ve Ünye”ye, oradan da Samsun’a ulaşmaya çalışıyorlardı bu yıllarda. Ankara’ya gitmek için önce gemiyle İstanbul’a gidiliyor, oradan trenle başkente ulaşılıyordu.

Fevzi Güvemli anılarında, tarım bakanının  Samsun’a gitmek isteyip de bir dere içinde nasıl mahsur kaldığını çok güzel anlatır.

Ordu- Samsun yolu basının gündeminden hiç düşmüyordu o yıllarda. Sözgelimi, 1936 yılında Ali Rıza Gürsoy, Gürses gazetesinde çok sert yazılar yazıyordu: “Bir türlü bitirilemeyen Curi, on beş yıldır ayağımız suya değmeden geçemediğimiz on altı kilometrelik Vona(…)Diyebiliriz ki il sınırları içinde dört başı mamur bir yolumuz yoktur.”

Ordu bir yandan da bölgenin en önemli kente Trabzon’a karadan ulaşmaya çalışıyordu. Bunun ilk adımı Giresun’a yolla bağlanmaktı elbette. Binlerce yol işçisi çalışıyordu bu yıllarda. Bunlara “mükellef amele” deniyordu. Bu, yol için para vermek, para veremiyorsan, bedence çalışmak demekti. Bu sayı bazen binlere varıyordu.

Koçboynuzu denen yol, Ordu’dan sonra dağlara vuran, inanılmaz virajlarla ve uçurumlarla gidilen neredeyse tek araçlık bir yoldu. İki kamyon karşılaşınca biri iyice yana çekilirdi, yoksa geçmek ne mümkün! Nice burunlu otobüsler, kamyonlar yüzlerce metrelik uçurumlara yuvarlanmıştı bu yolda. “Koçboynuzu” bu kentin hafızasında acılı bir anı olarak hala yaşar…

Cumhuriyetin ilk yıllarında Ordulular için bir başka hedef de Çambaşı’na düzgün bir yoldan ulaşmaktı. Bu yol öylesine zorluydu ki 20. yüzyılın sonunda bile sorun çıkaran bir güzergâh olacaktı. Ancak, Ordu’nun derelerini yukarıya akıtmayı başaramasa da hemşehrilerimiz Çambaşı’na 1934 yazında motorlu taşıtla gitmeyi başarmışlardı. Bu bir mucizeydi, büyük olaydı ve o dönemin yerel basınında manşetlik haberdi. Tekamül gazetesi bu büyük olayı şöyle duyurmuştu okurlarına: “Şoför Mustafa Efendi, içinde 4 kişi bulunan kamyonla(…)Çambaşı yaylasına gitmeğe muvaffak olmuştur. Kamyon düğünü işiten halk hayret ve sevinçle arabayı karşılamışlar, ölüm tehlikesini göze alarak Çambaşı’na giden şoför Mustafa’yı takdir ve taltif etmişlerdir.”

Karadeniz kentlerini birbirine bağlayacak yol 1940’larda hız kazanmıştı. Aslında 1930’larda Başbakan İsmet İnönü bütün Karadeniz’i demiryoluyla birbirine bağlamayı istiyordu ama bunun için ne yeterli para vardı ne de teknoloji. Bu nedenle karayolunun yapımına hız verildi. Bu yol 1950’lerin sonuna doğru tamamlanacak ve bütün Karadeniz birbirine bağlanacaktı.

Ordu- Çambaşı yolu yerel olanaklarla yıllar boyu yapılmaya çalışılacak ancak 90’larda yeterli duruma getirilecekti. Bu yola nice vali, belediye başkanı, bakan emek ve çaba harcamıştı. Ancak, tamamlanan yola nedense son valinin adı verilecekti…

Dereyolu Ordulular için 20. yüzyılda bir düş olarak kaldı. Bu düşe karşı çıkanları “hain” ilan ettik. Biz bu düşü yüz yıl boyunca kutsal bir düşünce gibi içimizde taşırken Sivas, Kayseri, Erzincan çoktan Akdeniz’e bağlandı. Bugün bu yol galiba yapılıyor. Kimi baraj yolu diyor buna, kimi Dereyolu… Getirisi ne olacak, bunu bilen yok, varsayımlar konuşuluyor henüz. Çok yıllar önce Bilal Köyden “Bu yol Ordulunun işine yaramaz” dediğinde mahkemeye verilmişti, “efkarın fikrini  bulandırmak” suçundan… Biz, kamunun düşüncesine çomak sokmayalım da bitmesini bekleyelim, bakalım ne olacak…

Orduluların iki yüz yıllık yol serüveninin en  güzel armağanı Karadeniz Otoyolu’nun Bolaman-Ordu arası oldu. Şimdi Ordulular Koçboynuzu yolunun yakınlarından geçip Türkiye’nin en uzun tüneline giriyorlar ve dakikalarla ölçülen sürede Fatsa’ya varıyorlar.

Şimdi de çevre yolunu istiyoruz elbette.. Umarım gelecek yüzyılda yazılmaz çevre yolunun hikayesi…

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !