Olay İçin söyleşi: Kurtuluş Savaşında Ordu'yu Yeniden Yazıyo

Yazar İbrahim Dizman’la Söyleşi

Nuran Çöl

 

 

“Ordu’da Kurtuluş Savaşını Yeni Kaynaklarla Yeniden Yazıyoruz”

 

Sayın Dizman, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

 

Ankara’da yaşıyorum. Ankara Üniverstesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde Yazılı Anlatım/ Türk Dili dersine giriyorum. Daha önce, uzun yıllar Ordu’da yaşamıştım.

 

Kaç kitabınız var?

Şu ana kadar 2 yayımlanmış romanım, 6 inceleme-araştırma, bir de ders kitabım  var. Ordu üzerine araştırmalarım dışında dil üzerine çalışmalarım var. Aynı zamanda Çağdaş Türk Dili dergisinin genel yayın yönetmeniyim. Sadece Ordu’ya özgü değil genel anlamda edebiyata ve dile yönelik çalışmalar içerisindeyim.

 

Orduda geçen yıl Fahri Çelebi’nin hayatına ilişkin kitabınızla gündemdeydiniz. Bu yılki çalışmalarınız nelerdir?

 

Gündemde iki yeni kitap çalışması var. Bunlardan birinin adı  ‘Kurtuluş Savaşında Ordu ve Rüsumat Gemisi Olayı’dır. Ordu’da Kurtuluş Savaşı henüz tüm boyutlarıyla yazılamadı. O dönemde  Ordu’da ne yaşandı tam olarak bilinmiyor. Gerçi Sıtkı Çebi’nin bir kitabı var bu konuda, milli mücadele döneminde Ordu’yu anlatır. Fakat geniş kaynaklara ulaşamamıştı Sıtkı Bey. Kendi olanakları ile yazabilmişti. Dolayısıyla o döneme ilişkin tüm ve ayrıntılı bilgileri içermiyordu. Bildiğiniz gibi Ordu 1921’e kadar Trabzon’un kazası idi. Yani 1915’ten 1921’e kadar olan zaman Trabzon Vilayeti üzerinden yaşanarak anlatılmıştır. Biz şimdi Trabzon’da da değişik kaynaklara ulaştık. Ayrıca  Başbakanlık Devlet Arşivi ve Genelkurmay Arşivi de önemli bir kaynaktır. Bu kitabı  Zeki Özel’le beraber hazırlıyoruz. 1915 yılından başlıyor.  1. Dünya Savaşı’ndan 1922 yılına, yani savaşın bitişine  kadar. Rüsumat gemisi olayı  da genel olarak bilinir. Fakat hiçbir kaynakta birinci elden anlatılmamaktadır. Rüsumat gemisinin o günkü kaptanının anılarına biz birinci elden ulaştık. 1937 yılında bir gazetede yayınlanmış. İkinci bir kaynak da geminin seyir defteri. Biliyorsunuz gemilerde  her gün ne yaşanılırsa bu seyir defterlerine yazılır. Rüsumat’ın seyir defteri bize göre kayıptı oysa kayıp değilmiş İstanbul Denizcilik Müzesindeymiş. Böylelikle birinci el kaynağa ulaşmış oluyoruz..

 

Bu kitap hangi aşamada?

 

Kitabımızın büyük bir bölümünü bitirmiş durumdayız. Sanıyorum mayıs ayında hazır hale getirerek okurlara ulaştırmış oluruz.

 

“Yeni Anılar Bulduk, Yayıma Hazırlıyoruz”

 

Diğer çalışmanız nedir?

 

Diğer kitap  ise bir anı kitabı. Ordulular çok iyi bilirler,  Fevzi Güvemli’nin Anıları diye 90’lı yıllarda bir kitabı yayımlamıştık. Buna benzer bir başkasının anılarını bulduk. İsmini şu an vermiyorum sürpriz olsun. Kitabımızın kahramanı Osmanlı – Rus savaşından sonra Ordu’ya göç eden birisi.  1915-1916 yılları arası Çürüksulu Binbaşı Ziya Bey’le Ruslara karşı savaşmış bir kahraman. Yani Trabzon işgalinde. Daha sonra Kurtuluş Savaşı döneminde Ordu’da yine Ziya Bey’le çetelere karşı savaşıyor. Daha sonra askere gidiyor; İzmir’e giren birliklerin içinde bulunuyor. Bütün bu yaşadıklarını yaşlılık döneminde çocuklarına teyp kaydı yaptırarak anlatmış. Çocukları da bunu daktiloya çekmişler. Bütün anlattıklarım doğru yazılmıştır diye kendisi de onaylamış. Yani birinci elden anılar şu anda elimizde. Bu kitap o dönemde hangi zorluklarla halkımızın savaştığını anlatan anılar bütünüdür. Ordu’nun o dönemine ilişkin çok ilginç, şaşırtıcı bilgiler de veriyor. Bu kitap da büyük bir ihtimalle mayıs ayında yayınlanmış olacak.

 

“2015 Bu  Şehrin Kendine Çekidüzen  Vermesi Projesidir”

 

Biraz da 2015 projesinden söz edelim isterseniz. Sizce halkımız 2015 projesini tam olarak algıladı mı?

 

Biz bu projeyi Olay gazetesinin vasıtasıyla elimizden geldiğince duyurmaya çalıştık. Şimdilerde ise Ordu Valiliği, Ordu Belediyesi bu projeye sahip çıkıyor. Ordu için bir şeyler yapmak isteyen herkes sahip çıkıyor.

 

2015 tam olarak nedir?

 

Ordu bir kültür kentidir, turizm kentidir; olmalıdır, diye yıllardır konuşulur. Peki bunun gerçekleşmesi için  ne yapmamız gerekir. ? İşte bu sorunun yanıtıdır 2015. Sözgelimi, mimari açıdan, kültürel açıdan, turistik açıdan, eğitim açısından, spor açısından bu ilin kendine çekidüzen vermesi gerekir. Herkes her yerde Ordumuzun yaylalarının ve denizinin güzel olduğunu söylüyor ama  bence bu söylenenlerin hiçbir çekiciliği yoktur. İnsanlar neden gitsin Çambaşı’na? Kendi kendimizi kandırmayalım; bu sorunun  yanıtı yok. Mesela turist Boztepe’ye çıkıp çayını içip gidiyorsa,  bir gün burada  kalamıyorsa şehrimiz turistik bir şehir değildir. Kültür şehri nasıl olabiliriz? Eğer ki kültür ve sanat adamlarını buraya getirip uluslararası etkinlikler yapabiliyorsak burası o zaman bir kültür kenti olabilir. 2 yıldır düzenlenen şiir günlerini bu yıl uluslararası edebiyat günleri haline getiriyoruz. Şinasi Tepe arkadaşımız iyi bir başlangıç yaptı; emek harcayarak Şiir Günlerini yürüttü. Şimdi bunu yine Şinasi Tepe’nin koordinasyonunda uluslararası hale getiriyoruz.  Belediye başkanımız Seyit Bey heyecan duyduğunu söyledi.. Balkan ülkelerinden Rusya’ya kadarki kuşakta Avrasya bölgesindeki yazarlar şairler ilgi alanımızın içindedir. Türk yazar ve şairlerinin dışında bunlar da gelecek artık. Bu yıl ekim ayında yapılacak edebiyat günlerine büyük bir olasılıkla biri Yunanistan’dan Rusya’dan ve Balkan ülkelerinden yazarlar gelecek. Tiyatro festivali zaten başarıyla yürüyor, her yıl zenginleşiyor.  2015’e doğru daha da zenginleşerek kalıcı hale gelecek. Örneğin il kültür müdürlüğü bir çalışma içerisinde. Uluslararası sinema günleri yine Karadeniz ülkelerini kapsayan bir festival olabilir.  Sporun da yeni bir anlayışla sunulması gerekir. Yine 2015 çerçevesinde bir projemiz daha var. Karadeniz bölgesinde şehir içinde plajı olan tek şehir Ordu’dur. Bunu iyi değerlendirmek gerekir.  Neden uluslararası plaj voleyboluna ev sahipliği yapmayalım?  Avrupa’nın önemli kulüplerinin  plaj voleybol takımları var. Federasyonun da desteğiyle  bunların katıldığı bir plaj voleybol turnuvası. Hepsinin bayan futbol takımları da var. Onlarla da burada bir turnuva düzenlenebilir. Kültür Bakanının Ordulu olması ve Vali Orhan Düzgün’ün  Kültür Bakanlığından geliyor olması, Belediye Başkanı  Seyit Bey’in de kentin gelişimine, kültüre ve sanata yakın durması bizim için büyük bir artıdır. Bütün bunların toplamı bir başka şansımız daha  var ki  o da kurumların, sivil toplum örgütlerimizin, halkımızın ve bu şehrin aydın insanlarının 2015 projesinde hemfikir olarak bütünleşmiş olmasıdır.

 

Peki, önümüzdeki süreçte ne olacak?

 

Önümüzdeki süreçte çalıştaylar süreci başlayacak sanıyorum. Ordu Valiliğinin, Ordu Belediyesinin, Ordu Üniversitesi Rektörlüğünün öncülüğünde çalıştaylar yapılabilir. Ankara’da,  Ordu’da belki İstanbul’da çalıştaylarla paylaşılacaktır konular.

 

Siz kent müzesi konusunu da zaman zaman yazıyorsunuz. 2015 içinde bu da var mı?

Evet, var. Pek çok şehir bir kent müzesine kavuştu biz hâlâ kuramadık. Ordu’da tarihini anlatacak bir müzesinin olmaması üzücüdür.

 

Etnoğrafya Müzesi var?

 

Buradaki etnoğrafya müzesine ben  “devekuşu müzesi” diyorum. Ne deve ne kuş. Gerçek bir entoğrafya müzesi değil çünkü. Etnoğrafya; ulusları, toplumları karşılaştırarak inceleyen, kültür oluşumlarını araştıran bilimdir. Bizim müzemizde ise sözgelimi Atatürk’ün Ordu’ya geldiğinde oturduğu koltuk da var. Hatta çirkin, tuhaf bir Atatürk maketi de vardı, kaldırıldı da bu utançtan kurtulduk.  Yani Ordu Etnoğrafya Müzesi kuruluşunda çarpık bir bakış açısıyla oluşturulmuş. Ne kenti anlatabiliyor ne de etnoğrafik gelişimi. O müzedeki bazı nesneler gerçekte kent müzesinde olmalıdır.

 

“Ordu Uygar Bir Kenttir”

 

Sizce Ordu bir taşra kenti midir?

 

Ordu bir taşra kenti olmaktan çıkmaya çalışan bir görünümde. Henüz bütün özellikleriyle ulusal ve uluslararası ölçekte ağırlığı olan bir yer değil; ama ilerliyor bence.

 

Ölçü ne bu konuda?

 

Ölçü birkaç tanedir ama en önemlilerinden biri yaşam standardı yüksek bir kent olması; yaşamın belirli alanlarında odak olmuş olması. Yaşam standardı açısından baktığımızda; uygar bir kent Ordu. Eksikleri var ama diğer kentlere oranla bir adım önde. Sahiline çıkıp yürüyün, Sırrıpaşa Caddesi’nde yürüyün; uygar bir kentte olduğunuzu hissedersiniz. Ama uygarlık aynı zamanda tarihsel dokuya da sahip çıkmaktır. Bir ölçüde bu konuda şanslı  Ordu. Henüz her şeyini yitirmemiş ve  örneğin eski mimariye sahip çıkanlar artıyor. İşte Ergin Karlıbel’in restore ettiği evler ve Sarı Konak. İşte. Hüsnü Özel’in restore ettiği ve otel olarak  hizmete açtığı bina. İşte belediyenin restore ettiği ev. Belediye Başkanı Seyit Torun’un bu konuda heyecanlı ve istekli olduğunu yakından biliyorum; bu da geçmişi kurtarma çabasına olumlu katkı yapacaktır.

 

Kentin belirli alanlarda odak olması ölçüsüne gelince… Ordu tiyatro alanında bir odaktır. Şimdi çocuk tiyatrosu alanında uluslararası odak olma yolunda ilerliyor.  Şiir Günleri var biliyorsunuz; bu yıl bir atılımla uluslararası edebiyat  günlerine dönüşecek; bu da bir atılımdır ve belki  Avrasya coğrafyasında edebiyat odağı olacaktır.

 

Sanıyorum Ordu Aktüel dergisi konusunda da söyleyecekleriniz vardır?

 

Ordululara  bir müjde olarak söyleyebiliriz bunu. Taner Aksoy’un yayın yönetmenliğinde çıkan Ordu Aktüel, 12 sayı sonra soluklanmıştı. Taner Bey’in çizdiği çerçeve başarılıydı ve ilgi görmüştü kamuoyunca. Bu yüzden de kapanacak kaygısı çok kişiyi üzmüştü. Kendine dönük bir dergisi olmak, bir şehir için, yukarıdaki konuyla bağlantılı söyleyelim, bir uygarlık ölçütüdür. Bunu yitirmeyelim dedik. Zeki Özel, gerçek bir özveri örneği göstererek “Her koşulda dergiyi yayımlamaya hazırım” dedi. Biz de bir grup “Kaldığı yerden devam” dedik. Yeni dönemde genel yayın yönetmeni Şinasi Tepe olacak. Biz birkaç kişi de yayın kurulunu oluşturduk. Aynı çerçeveyi tarih ve kültür yazılarıyla zenginleştirmeye çalışacağız. Derginin adını da yeniledik; onu da söylemeliyim. Derginin yeni adı ORDUKÜLTÜR. Şimdilik bu kadar söyleyeyim. Daha geniş bilgiyi Şinasi Tepe kamuoyuyla paylaşacaktır zaten.

 

Ordu ile ilgili başka projeleriniz var mı?

 

Var. Olmaz olur mu. Ama  söylemeyeyim; sürpriz olsun. Ordu’yla ilgili herkesin çok şaşıracağı, ilginç bulacağı bazı çalışmalarım var. Şimdilik bu kadar söyleyeyim.

 

Ordu dışında projeleriniz nelerdir?

 

Benim kuşağım 12 Eylül eziyetini çekmiş bir kuşaktır. 12 Eylülle ilgili çalışma yapmak istiyordum yıllardır, zaman bulamıyordum. Şimdi  bir arkadaşımla birlikte bu konuda çalışıyoruz. Şöyle ki; cunta  yüz binlerce insanı cezaevine tıkıp işkenceden geçirdi. Bundan çok daha etkili bir şeyi de yapmaya çalıştı. Toplumun saygın insanlarını, fikir üreten aydınlarını, akademisyenlerini, yazar ve şairlerini boğmaya, halkla bağını kesmeye çalıştı. Bu, bir ulusa, bir topluma yapılabilecek en büyük ihanettir. İşte biz, andığım ölçüye uyan 30 kişi seçtik. 30 akademisyen, yazar, şair, sendikacı, düşünür…12 Eylülün 30. yılında yayımlanmak üzere, bu kişilerin yaşamöykülerini yazıyoruz. Ataol Behramoğlu da var bu kitapta, Kemal Anadol da. Reha İsvan da var Tarık Ziya Ekinci de. Süleyman Çelebi de var Abdullah Baştürk de. Kitabın adı herhalde “ 30 Yıla 30 Hayat” olacak.  

 

Bir de benim tek başıma yürüttüğüm bir çalışma var. 12 Eylül ve Türk Basını. 12 Eylüle giden süreç 1978’de başlar ve 1983’de biter. O süreçte basının tavrı neydi, köşe yazarları neler yazıyorlardı, hangi manşetler atılıyordu. Bunları inceliyorum tek tek.  Şimdilerde herkes demokrasiyi ve insan haklarını savunuyor ama o dönem durum neydi? Pek de anımsanmıyor. Bu kitapta  bu anımsamalar olacak.

 

Etti dört kitap…2010’da dört kitabınız mı yayımlanacak?

 

Bakalım..Henüz yılın başındayız. Belki artar. Başka kitap projelerim var aslında…

 

Size başarılar diliyoruz..

 

Teşekkür ederim.

 

               

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !