Mübadele

 

 Geçen hafta “Mübadele” tam 84 yıl sonra yeniden gündeme geliverdi. Anımsanacaktır; Milli Savunma Bakanı  mübadelenin doğruluğunu, gerekliliğini  savundu ve “olmazsa milli devlet kuramazdık” dedi.

Milli savunma Bakanının ne dediği, ne demeye çalıştığı, gerçeği söyleyip söylemediği çok da önemli değil aslında. Aradan geçen 84 yılın ardına bakıp yorumlar yapmak çok kolay; çünkü konuşulan sadece bir olay olacaktır. Ama yakın tarihimize “Mübadele” adıyla geçen  olay  binlerce öyküyle; hepsi de trajik öyküyle doludur.

Bilindiği gibi, Lozan Anlaşması çerçevesinde, Türkiye’deki Rumlar Yunanistan’a gönderilecekti; Yunanistan’da gönderilen Rum kadar Türk de Türkiye’ye, onların boşalttıkları yerlere yerleştirilecekti. Genel hatlarıyla budur, mübadele denen insan değiş-tokuşu. Belirtmekte yarar var; Türkiye istemiyordu bu mübadeleyi; Yunanistan ve İngiltere  ısrarcı oldu.

Bunu geçelim ve mübadelenin Ordu’yu ilgilendiren bölümüne gelelim. Ordu’dan toplam 1300 kadar Rum Yunanistan’a gönderildi; Bunlar Selanik ve Katerini bölgelerine yerleştirildiler. Yunanistan’ın Kavala, Selanik, Kayalar bölgesinden 1700 kadar Türk de Ordu’ya yerleştirildi.

Bu basit bir yer değiştirme değildi elbette; her iki taraf için de sancılı, zor ve trajik bir kopuş oldu. Yüzlerce yıldır yaşadıkları topraklardan ayrılmak zorunda kaldı her iki taraf da. O toprağın kültürüyle yoğrulmuşlardı; bambaşka topraklara savruldular.  Aşklar, dostluklar, iş ilişkileri, akrabalıklar kaldı geride. Düşmanlıklar unutuluşa bırakıldı;  dostluklar ve özlemler yüceltildi. Geliş gidiş yapıldı. Özellikle 60’lı yıllarda ne çok Rum doğdukları topraklara geldiler; ne çok Türk Yunanistan’a gidip arkadaşlarını ziyaret etti. Yerel basının 70 yıllık arşivi tarandığında dostlukların, sevgilerin örnekleri görülecektir. Ben sadece birkaçını vermekle yetineceğim.  Kentimizden çocukken giden bir grup Rum, 60’lı yıllarda kenti ziyaret ettiklerinde basına şu açıklamayı yapmışlardı: “Doğduğumuz ve çocukluğumuzu geçirdiğimiz Ordu’ya gelmekten büyük sevinç ve heyecan duyuyoruz. Çok tatlı hatıralarımız yeniden canlanmıştır. Yunanistan’da bulunan Orduluların selam ve sevgilerini getirdik(…) Ordululardan gördüğümüz yakın alakaya müteşekkiriz. Dua ediyoruz, bu güzel şehir, halkı ile mutlu olsun.” Ne kadar güzel, anlamlı ve önyargısız sözler değil mi?

Aynı dönemde Yunanistan’a dostlarını görmeye giden bir grup Ordulu gazetecinin anıları da unutulmaz. Rıza Şimşek, dönüşte anılarını Ordu Sesi’nde yayımlamıştı. İşte o anılardan küçük bir bölüm: “Hrista Kalemberidis, kızı Despina ile otele geldi. Bizi eve götürdü. O ne candan karşılanıştı öyle! İnsanların birbirini anlaması ve sevmesi ne güzel şey. Kahvelerimizi içtik. İki aile sadece otomobillerini değil, kendilerini de hizmetimize vermişlerdi adeta. Telefon, telefon, telefon... Herkes bizi istiyor. Eski Ordulular hatırlayacaklardır: Dr. Tanasaki’nin kızı eve çağırıyor. Gittik. Orada Animoni ve Maria ile karşılaştık. Kucaklıyorlar ve ağlıyorlar(...) Katerin şehri sanki Ordu. Krallar gibi karşılanıyoruz. Murat Furtun arkadaşımla elden ele, evden eve taşınıyoruz. Böyle içtenlikle karşılanacağımızı tahmin etmezdik. Belediye başkanı Ordululara mesaj gönderdi: ‘ Sizleri tanımakla büyük sevinç duydum. Ordu’ya en küçüğünden, belediye başkanına kadar hepsine en samimi selamlarımı saygılarımı yollarım.’ Katerin Valisi de Ordu Valisini Katerin’de selamlamaktan bahtiyar olacağını söyledi ve ‘ Türk-Yunan dostluğunun devamını istiyoruz. Çocuklarımız da bunu devam ettirmelidir, bunu şimdi bizler hazırlamalıyız’ dedi.”

Sözü uzatmaya gerek var mı? Aslolan insandır; aslolan dostluklardır…

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !