Kotyora Ksenefon Onbinlerin Dönüşü

Onbinler, tarihin önemli yürüyüş olaylarından biridir. Bir ordunun binlerce kilometrelik toprakları aşarak yurduna dönüş öyküsüdür. Bu öykünün en ilginç ve unutulmaz bölümü ise Ordu topraklarında yaşanmıştır. Bu büyük dönüş olayını Ksenefon bir anlatı biçiminde yazmıştır.

 Anadolu’nun büyük kesiminde egemen olan Pers İmparatorluğu’na yardıma giden, Ege bölgesindeki paralı askerlerin öyküsüdür. Paralı asker ordusunun başına aynı zamanda yazar-tarihçi olan ve iyi bir hatip olduğu bilinen Ksenofon geçer. Hitabet yeteneğiyle orduyu Ege’ye dönüşe ikna eder. Böylece, bugünkü Suriye-Irak bölgesinden binlerce askerin büyük yürüyüşü başlar. Ortadoğu’dan Trabzon’a, buradan  Kotyora’ya (bugünkü Ordu) değin uzanan ve Kotyora’da gemilere binerek yurtlarına doğru yola çıkan ordunun yaşadıkları Ksenofon tarafından günü gününe not edilir ve “Anabasis” adıyla kitaplaştırılır.

Bu büyük dönüş, tarihte “Onbinlerin Dönüşü” adıyla bilinir. Dünya tarihinde büyük bir kitlenin en uzun yürüyüşü olarak bilinir; bu yürüyüşün yazıldığı kitap dünya tarihçileri için çok önemlidir. Bu uzun yürüyüşle ilgili birçok efsane, öykü vardır.

Onbinlerin dönüşünün en önemli ayağı  Kotyora’da yürüyüşün sona ermesi, Onbinlerin yurtlarına buradan gemilere binerek gitmeleridir.

Kotyora’da, Onbinlerin lideri ve komutanı olan, dönemin en ünlü hatibi olarak tanınan Ksenefon’un nutku, dünyaca bilinen tarihsel bir olaydır.

Ksneofon’un başında bulunduğu ordu bazen savaşarak, bazen yerli halkla iyi ilişkiler kurup yiyecek satın alarak yaklaşık üç ayda Trabzon’a kadar gelir ve denize kavuşur. Burada biraz kaldıktan sonra üç günde Giresun’a, o zamanki adıyla Kerazus’a gelirler. Burada fındığı görürler! Fındığın ilk tarihsel kaydı Ksenofon’un bu yapıtındadır.

Ordunun bir bölümü gemilerle bir bölümü de yaya olarak yine batıya doğru yola çıkarlar. Giresun ile Ordu arasında bir yerlerde yaşayan Mossynoikler’le karşılaşırlar. (“Mossynoik” sözcüğü eski Yunancada “ağaç evlerde oturanlar’ anlamındadır.) Yöre halkı Hellenler’i topraklarından geçirmek istemez. Ksenofon önderliğindeki Helenler, yöredeki başka halklarla işbirliği yaparak Mossynoikler’e saldırırlar ve başkentlerini oluşturan kaleyi ele geçirirler. Onların asıl istedikleri yiyecektir.

Ksenofon, Anababis’te, buldukları yiyecekleri şöyle tanıtır: “…ambarlarda geçen yıldan kalma ekmekler buldular. Bundan başka bu yılın tahılı da bulundu. Bu tahılın çoğu kızılcık buğdaydı ve saplarının üstünde saklanmışlardı. Tuzlanarak küplere bastırılmış yunusbalığı eti ve kaplar içinde balıkyağı da bulundu. Bu yağı Mossynoikler, Helenlerin zeytinyağını kullandıkları gibi kullanıyorlardı. Kilerlerde birçok yassı cevizler bulundu.(fındık. İ.D.) Bunların iç kabukları yoktu. Bu cevizler Mossynoiklerin baş besinini oluşturuyordu. Bunları haşlıyor ya da ekmek gibi fırında pişiriyorlardı. Şarap da bulundu. Bu şarap, su karıştırılmazsa biraz ekşi idi ama su ile karışınca tadı da kokusu da pek hoş oluyordu.”

Bu yöreyi de geçen Onbinler, muhtemelen bugünkü Piraziz, Gülyalı yöresi olarak düşünebileceğimiz Kalipler’in yaşadığı bölgeye geldiler. Burada yaşayanları Ksenofon, yapıtında ilginç tümcelerle anlatıyor: “…bir kentten bağırılınca ötekinden işitilebilirdi, çünkü memleket o kadar inişli yokuşlu idi ve tepeler ve vadiler o kadar çoktu. Helenler, uzun bir yolculuktan sonra nihayet dostlarının memleketine varınca, bunlar Helenlere zengin ailelerin besiye konmuş çocuklarını gösterdiler. Bunları haşlanmış cevizle besliyorlardı. Bu çocuklar, çok yumuşak ve beyazdılar, şişmanlıktan boylarıyla enleri hemen hemen birbirine denkti. Sırtlarını renk renk boyamışlar, bedenlerinin ön bölümüne de çiçek biçiminde dövmeler yapmışlardı.”

Onbinler, buradan da geçerek Tibarenlerin yaşadığı yöreye gelirler. Burası, bugünkü Turnasuyu yöresidir. Ksenofon burayı “Bu memleket daha düzlüktü ve deniz kıyısında birkaç müstahkem yerleri vardı.”

Turnasulu Tibarenler Helenlere dostluk gösterirler ve onlara armağanlar verirler.

     Helenler bu yörede çok oyalanmazlar çünkü yörenin asıl kenti Kotyora’ya ulaşmak istemektedirler.

 

Dağ eteği : Kotyora

 

Kotyora, Ordu kentinin tarih içinde ilk kurulduğu yerdir. Bugünkü Kirazlimanı semtinin denizle buluştuğu nokta olduğu sanılmaktadır.

Kotyora, Helencede “Dağ eteği” anlamına gelir. Sinop’u merkez yapan Miletosluların bir koloni olarak Amisos (Samsun)tan sonra Doğu Karadeniz’e açılan bir kapı olarak burayı kurdukları ve fırtınalarda sığınılacak bir liman olarak değerlendirdikleri sanılmaktadır. Kotyora’nın kurulduğu yerin her iki yanında da küçük koylar vardır ve gemilerin fırtınadan kaçışı için uygun bir coğrafya oluşturmaktadırlar. Aynı zamanda, kentin hemen arkasındaki dik yamaçlar, güvenlik için de önemli bir etkendi. Kuruluş yılı tam olarak bilinememekte ancak MÖ 560’larda olduğu tahmin edilmektedir.

Kotyora, Sinopelilerin korumasında yerli halkın katılımıyla kurulan bir kentti. Sinopeliler bu koruma karşılığında kentlilerden hem vergi alıyorlar hem de buradan liman olarak yararlanıyorlardı.

Helenlerin on bin kişilik bir orduyla, savaşarak yağmalayarak buraya gelmekte oldukları haberi Kotyoralılara ve elbette Sinopelilere önceden ulaşmıştı. Kotyoralılar, ağaçlardan kalenin kapılarını kapatmışlar ve savaş düzenine geçerek bu yağmacı ve savaşçı topluluğa karşı önlemlerini almışlardı. Sinope’den de Helenlerle görüşmek, savaşı önlemek için elçiler yola çıkmıştı.

Knenofon’un önderliğindeki ordu, Tibarenlerin bölgesini (Turnasuyu) geçerek Kotyora önlerine geldiğinde alınan önlemleri gördüler. Uzun süredir, yüz yirmi iki gündür yoldaydılar, hastaları, yaralıları vardı ve yollarda ele geçirdikleri yiyecekleri tükenmek üzereydi.

Kotyoralılardan yiyecek istediler. Reddedildiler. Hastaların ve yaralıların bakımı için kente girişe izin istediler, yine reddedildiler. Ancak, bir yerlerden kente giriş yolları bularak hasta ve yaralılarını soktular, para karşılığı evlerde kalmalarını, tedavi görmelerini sağladılar. Kentin bütün giriş kapılarını tuttular.

Burada 45 gün kaldılar. Yiyeceklerini kent dışında yaşayan çevre halklardan edindiler. Bu yöreyi sevmişlerdi. Neredeyse yerleşmiş gibilerdi. Çeşitli şenlikler düzenliyorlar, spor karşılaşmaları yapıyorlardı. Tek sorun, Kotyoralılarla anlaşamamaları ve kente girememeleriydi.

Bir süre sonra  Sinope’den elçiler geldi. İşte bu noktada karşılıklı tartışmalar ve söylevler Ksenofon’un yapıtının en ilgi çekici bölümlerini oluşturur. Dünya tarihinde yer bulan “Onbinlerin  Dönüşü” Ordu’daki bu karşılıklı söylevlerle de tanınır.

Kotyora’ya mayıs ayında gelmiş olan Hellenler, ekim ayında  buradan ayrılırlar. Ksneofon, yapıtında bu ayrılışı tümcelerle anlatıyor: “Ertesi gün Helenler gemi ile buradan yola çıktılar ve uygun bir rüzgârla iki gün kara boyunca ilerlediler. Bu yolculuk sırasında Argo’nun yanaşmış olduğu söylenen Yason Burnu’nu ve aşağıdaki ırmakların ağızlarını gördüler.”

 

Kotyora’nın sonu

 

Kotyora, Onbinler’in geçip gitmesinden sonra  300 yıl daha doğal liman ve bir koloni olarak varlığını sürdürdü. Birçok kavim bazen savaşarak bazen barış içinde bu topraklardan gelip geçti. Denizinden gemiler gelip geçti; Trapezis’a doğru, Sinope’ye doğru.

MÖ. 100’lerde Sinopelilerle Pont Krallığı arasındaki çekişme Kotyora’nın önemini yitirmesine yol açtı. Pont Kralı Farnak,yeni kurduğu Farnakia’yı (Fatsa) birincil liman haline getirmek için Kotyora’yı ele geçirince, kentte yaşayanları buraya göç ettirdi. Bu, Yunancada “Dağ eteği” anlamına gelen kentin sonu oldu. Gemilerin uğramadığı, insanların konaklamadığı kent  zaman içinde yok oldu.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !