Geçmişten Günümüze Ordu'da Yerel Seçimler

 

 

 

 

Tarihe bakış

 

Ordu’da belediye örgütü, Sıtkı Çebi’nin ortaya çıkardığı belgelere göre 1869 yılında kuruldu. Bu, ülkemizdeki ilk belediyeden 15 yıl sonrasıdır. İlk belediye örgütü 1854’te İstanbul’da kurulmuştu. Ordu’nun ilk belediye başkanı, yine Sıtkı Çebi’nin araştırmalarına göre Mümeyyiz Hasan Ağa’dır.  O dönemde belediye başkanları valilikçe iki yıllığına atama yoluyla görevlendiriliyordu. Bir seçim yapılmıyordu. Hasan Ağa, Başbakanlık Arşivi kayıtlarına  göre, mahkeme kâtibidir. Ordu, 1861’de Giresun sancağından ayrılıp bağımsız kaza olarak Trabzon Vilayetine bağlandığında, Hasan Ağa da Ordu’da görev almış ve mahkeme kâtipliğine atanmıştı.

Bu görevi bir yıl kadar sürdüren Mümeyyiz Hasan Ağa’dan sonra, Ordu belediye başkanlığına İbrahim Ağa getirilmiştir. Sıtkı Çebi, bu kişi hakkında herhangi bir bilgi olmadığını yazar; ancak araştırmalarımıza göre bu kişi  “Dargâh-ı Mualla Kapucubaşı İbrahim Ağa’dır” Devlet kayıtlarında “Ordu sancağı hanedanından”  bilgisiyle geçen İbrahim Ağa, Batum’da Rus Ordusuyla savaşta gösterdiği yararlılıktan dolayı “mecidi” nişanı ile ödüllendirilmişti. Çebi, bu kişinin “Ordu kaymakamı” olduğunu belirtir ancak Osmanlı’da “Ağa” ve  “Bey” sıfatları aynı kişi üzerinde bulunamaz. Arşiv kayıtlarına göre sözü edilen kişi “Ağa”dır ve dolayısıyla  kaymakamın yalnızca adaşıdır.

Kayıtlara göre daha sonra belediye başkanlığını Baha Ağa yürütmüştür. 20. yüzyılın başına kadar görev yapan diğer belediye başkanları ise Hafız İbrahim Efendi, Abdülkadir Ağa, Kahraman Ağa, Katırcıoğlu Mustafa Ağa,  Tıflı Efendi ve Felekzade Süleyman Ağa’dır.

 

20 Yüzyılda Ordu Belediyesi

 

 Ordu, yeni yüzyılı Felekzade Süleyman Ağa’nın belediye başkanlığında karşıladı. 1898’de bu görevi kabul ederken  “kenti yeniden inşa etmek, modernleştirmek için yardım edilmesini” şart koşmuştu. Bu süre içersinde zabıta memurluğunu kuran Süleyman Ağa’nın belediye çalışanlarının ücretini de kendisinin ödediği söylenmektedir.Yeni yüzyıla girildiğinde, belediye, deniz kıyısındaki gölcükleri, bataklıkları kumla doldurma çalışmasını yürütüyordu. Tahıl Pazarı’nın bulunduğu yerdeki sazlık ve bataklık için de çalışma yürüten Süleyman Ağa, yeni yüzyılın hemen başında bu bataklığı kurutmak için halkı da seferber etmiş, herkese ya 4 gün  burada çalışma ya da ücretini ödeme zorunluluğu getirmişti. Belediye başkanı, kentin bugün sahip olduğu cadde ve sokakların da önemli bir bölümünü, o dönemdeki “yapı yasası”na dayanarak açtırmış ve genişletmişti. Bu da arsasının bir bölümü cadde ya da sokağa gidenlerin büyük tepkisine yol açacaktı.

1901’de Boztepe yamaçlarındaki kaliteli içme suyu, kentin gereksinmesini sağlamakta yetersiz kalmaya başlmıştıı. Yazın bütün çeşmeler kurumuştu. Yakın köylerden atlar ve katırlarla fıçılar içinde su getirilip satılmaya başlanmıştı. 

Süleyman Ağa’nın belediye başkanlığından ayrılmasından hemen önce, sıtma ve tifo hastalıkları salgına dönüştü. Trabzon’dan gelen ve inceleme yapan yetkililer, çözümü çevredeki bataklık ve gölcüklerin kurutulmasında buldular. Özellikle bugünkü 19 Eylül Stadyumu ve Sebze Pazarı’nın yerindeki bataklıklar, sazlıklar ve arsalar sivrisinek kaynağıydı. Şehir merkezindeki bu yerlerin kurutulup yapılaşmaya açılması, buralarda mısır, soya yetiştiren sahiplerince engelleniyordu. Kamulaştırma için de ödenek gelmiyordu. Ödeneksizlik yüzünden bu konuda herhangi bir çalışma yapılamadı ve bu bölge bir süre daha öylece kaldı.

Süleyman Ağa, görevden ayrılmadan, vilayetle yazışarak belediye hekimliğine Atenas Efendi’nin atanmasını da sağladı.

Felekzade Süleyman Ağa yüzyılın hemen başında, 1902’de belediye başkanlığı görevinden ayrılır. Bu ayrılışta, kenti yeniden düzenleme çabalarına gösterilen direnç ve tepkinin etkili olduğu bilinmekte; ancak, yeni bir belgeye göre kaymakamla anlaşmazlığı düştüğü de görülüyor. Bu anlaşmazlık, Süleyman Ağa’nın bir yıl sonra kısa süreli de olsa tutuklanmasını getiriyor. Arşiv kayıtlarına göre, Süleyman Ağa’nın hazineye olan borçları bu tutuklamaya neden olmuştur.

Süleyman Ağa, belediye başkanlığından ayrılmıştı ama “kaza idare meclisi” üyeliği sürüyordu. Bu görevdeyken, 1904’te bir vergi yolsuzluğunu araştırmak üzere Gölköy’de görevliyken silahlı saldırıya uğrayıp  yaralanacaktı.. İstanbul’a giderek tedavi görecek ve yeniden sağlığına kavuşarak  Ordu’ya dönecektir.

 

Şeyhzade Kahraman Ağa

 

Felekzade Süleyman Ağa’nın belediye başkanlığından ayrılmasından sonra, bu göreve  Şeyhzade Kahraman Ağa atandı. Yeni başkan, çarşıyı düzenleme çalışmalarına ağırlık verdi. Eski ahşap mağaza ve dükkânların yerine iki katlı taş binaların yapımını özendirdi. Felekzade Süleyman Ağa’nın kenti modernleştirme çabalarını kaldığı yerden sürdürmeye devam etti.  Trabzon Vilayetinin mühendisi Horasancıyan’ın 1883’te çizdiği Ordu imar planını uygulamak için çalıştı. Bu dönemde belediye meclisi üyeleri Hacı Azad Efendi, Dimid Ağa, Yani Ağa, Kiryako Ağa, Artin Efendi idi. Belediye doktoru ise Atenas Efendi idi. Ordu İdare Meclisi’nde ise Felekzade Süleyman Ağa’nın dışında Osman Bey, Kakolidi Yorgi Efendi, Anteresyan Bogos Ağa. görev yapıyordu.

Ordu kent merkezi yıl içinde yeniden büyük su sıkıntısı yaşadı. İçme suyu Kirazlimanı semtindeki Olukyanı çeşmesinden ve yakındaki köylerden fıçılar ve tenekelerle taşınmaya ve şehir merkezinde satılmaya başlandı.

     Sivas Caddesi uzun yıllar bakım görmediği için çukurlarla doluydu. Bu durum, devletin resmi belgelerine de girdi ancak, vilayet merkezi ödeneksizlikten herhangi bir iyileştirme yapamadı. Yolun iyileştirilmesi belediyenin yeni cadde ve sokak açma çalışmaları kapsamında ele alınarak yerel olanaklarla yapıldı

Kahraman Ağa’ya, belediye başkanlığından ayrılırken, üstün hizmeti nedeniyle İstanbul Hükümetince  “Mütemayiz” rütbesi ve nişanı verildi.

Belediye başkanlığından ayrılan Şeyhzade Kahraman Ağa Ordu Ticaret Odası Başkanı oldu. Kahraman Ağa, o dönemde zahire ticaretiyle uğraşıyordu

Bu dönemde önceki başkan Süleyman Felek’in Aziziye Mahallesi’ndeki konağı soyuldu ve yakıldı. Söylentilere göre bu olay, kent bayındırlık çalışmalarından zarar görenlerin bir kundaklamasıydı. Evdeki elmas ve altınları alan ve sonra konağı ateşe veren saldırganların kimliği kısa sürede saptanmış ve yakalanmışlardı. Bu kişiler, Kosti Efendi ve Boloğlu Abdurrahman’dı.

1905’te Hazinedarzade Osman Bey, belediye başkanı oldu.  Osman Bey, daha önce de kaza idare meclisi üyeliği yapmış deneyimli bir kişiydi. Bu dönemde 9 üyeli belediye meclisinin 8’i gayrimüslimdi. Bu belediye başkanı döneminde de çarşının planlı bir biçimde yapılıp geliştirilmesi çalışması sürdürüldü.

 

Sürgünler ve çalkantılı dönem

 

1907’de Felekzade Süleyman Ağa, üçüncü kez belediye başkanı oldu. Ancak bu başkanlığı kısa sürecektir. Bu dönemde  eski başkan Katırcızade Mustafa Ağa’ya Civil ırmağı kenarında suikast düzenlendi. Giderek artan bu suikastler gerçekten kenti bayındırlaştırma çabasından olumsuz etkilenenlerin işi miydi, yoksa bu başka nedenler mi vardı? Bunları bugün çok iyi bilemiyoruz. Ancak, devlet arşivlerine bakılırsa, adı geçen kişilerle ilgili çok sayıda şikayetin valiliğe ve hükümete iletildiğini görüyoruz. Bu şikayetler sonuç da verir. Felekzade Süleyman Ağa, Şeyhzade Kahraman Ağa, Katırcızade Mustafa Ağa, Trabzon Vilayet Meclisi’nin haziran ayında aldığı bir kararla Akçaabat’a sürgüne gönderilirler. Aynı kararla, Bacınoğlu Ahmet Efendi ile Çoloğlu Hasan Efendi de Gümüşhane’ye sürgüne gönderildiler. Ancak, 1908’de  Meşrutiyetin ilanı ile bu sürgün kararı kaldırıldı.

   Yeni dönemde belediye başkanı olarak İmamzade Hacı Şakir Efendi’yi görüyoruz. Hacı Şakir Efendi, fırıncıydı. Döneminde, şehir çarşısındaki kaldırımların önemli bir bölümünün yapımı tamamlandı. Kent içinden geçen derelerin kanal içine alınması çalışmalarına yeniden başlandı.

     Belediye Başkanı Hacı Şeker Efendi, Kömür Pazarı’na yaptırdığı çeşmeye, Taşhane yöresinden (Bugünkü Nizamettin Mahallesi’nden) o güne kadar uygulanmayan bir sistemle, borularla su getirtti. Bu çeşme uzun yıllar boyunca çarşıdaki esnaf tarafından kullanıldı.

Hacı Şeker Efendi’nin ardından belediye başkanlığına Mordiros Şirinyan Efendi atandı. Eczacı olan Şirinyan Efendi  bir yıl kadar bu görevi üstlendi.

Ardından, bu göreve Furtunzade Yusuf  Sırrı Bey atandı. Ordu ticaret Odası’na “Tüccar” sıfatıyla kayıtlı olan Yusuf Sırrı Bey, belediye başkanı olduktan sonra işlerini devretti. Birinci Dünya Savaşı’nın sıkıntılarını belediye başkanı olarak yaşayan Yusuf Sırrı Bey, siyasal arzu ve hırsları olan biri olarak tanınıyordu. Savaş döneminde kentin açlıkla karşı karşıya kalmaması için çaba göstermesiyle ve Trabzon’dan gelen muhacirleri yerleştirmedeki başarısıyla iz bırakan Yusuf Sırrı Bey, hükümetçe “Mecidiye” ve “Osmaniye” nişanlarıyla ödüllendirildi.

 

Cumhuriyet  döneminde Ordu Belediyesi

 

Yusuf Sırrı Bey, en uzun belediye başkanlığı yapanlardan biri olarak tarihe geçti. Kurtuluş Savaşının yokluk ve yoksunluk dönemlerinde kenti yönetti. Çokça eleştiri de aldı. Örneğin bunlardan biri gazetelerde şöyle yer alacaktı: “ Ekmekler niçin pişkin olarak çıkmıyor? Neden birinci veya ikinci unlar, mısır unu ile karıştırılarak ekmek yapılıyor? Ve niçin ekmekler böyle olmaması duyurulduğu halde, buna kulak vermeyenler cezalandırılmıyor? Yinelendiğinde neden işlerinden alıkonmuyorlar? Ayrıca Trabzon ve Giresun’da Samsun unları kıyyede (okka, kilo)  iki kuruş eksik fakat daha nefis olarak satıldığı halde, Samsun’a daha yakın olan Ordu şehri niçin buna mazhar olamıyor?”

 Cumhuriyet ilan edildiğinde belediye başkanı Yusuf Sırrı Bey’di. Yalnızca belediye başkanı da değildi; etkin bir politikacı olarak kent yaşamında yer alıyordu. CHP’nin Ordu’daki ilk il başkanı da Yusuf Sırrı Bey’di. Yöneticileri ise Sıtkı Savaşkan, Halis Felek ve İzzet Poyraz’dı.

 

Siyasal çekişmeler  ve belediye

 

Siyasal yaşam, yeni bir partinin (CHP) ve yeni bir rejimin kurulmasıyla çeşitlenmiş, renklenmiş ama aynı zamanda çekişmelerle gelişmeye başlamıştı. Ordu’da siyasal yaşamın önde gelen kişileri arasında ittifaklar, karşıtlıklar ortaya çıkmaya, gruplaşmalar oluşmaya başlamıştı. Kent siyasal yaşamının önde gelen kişileri arasında Recai Bey, Yusuf Sırrı Bey, Şevket Akyazı, İsa Cordan, Hamdi Şarlan, İsmail Çamaş sayılabilirler.

Kuşkusuz, bu dönemde en etkili politikacı Recai Bey’di. 23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne “Trabzon mebusu” sıfatıyla ama Ordu’yu temsilen Recai Bey  seçilmişti. Nurikadızadeler ailesinden olan Recai Bey, deniz subayıydı. TBMM üyesi olduğunda 38 yaşındaydı. Recai Bey, 1933’te yaşamını kaybedene değin Ordu mebusu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapacaktır

Recai Bey, Cumhuriyetin ilk dönemlerinde, o zamanki adıyla Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Ordu il yönetiminde söz sahibiydi. İl yöneticilerinin, belediye başkan ve belediye meclis üyelerinin, il genel meclisinin( o zamanki adıyla idare heyeti)  üyelerinin seçiminde önemli rol oynuyordu.

 

Muhalefetin yönetimindeki belediye

 

Bugün pek bilinmez ama, Ordu, cumhuriyet tarihimizdeki ilk muhalif belediyelerden biri olmuştur.

Recai Bey’in partide, belediyedeki ağırlığından hoşnut olmayanlar da elbette vardı. Örneğin, eski belediye başkanı Furtunzade Yusuf Sırrı Bey bunlardan biriydi.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın Ordu’da da şubesi 1925’te açıldı. Bu partinin destekçisi Furtunzade Yusuf  Sırrı Bey’di. CHP  belgelerine göre, bunun nedeni Recai Bey’le aralarındaki çekişmeydi. Yine CHP’de Recai Bey’e muhalif olan İsa Cordan da bu partiyi destekledi. Alaybeyzade Muhlis Bey de Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’nin Ordu’daki kurucuları arasında yer aldı. Milletvekili Faik Günday da bu partiye katıldı.

Bu dönemde bir başka çekişme ise İsa Cordan ile Şevket Akyazı arasındaydı.

Belediye, ömrü kısa süreli olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın elindedir ama parti kapatılınca Yusuf Sırrı Bey de belediye başkanlığını bırakmak zorunda kalır. Bu, Furtunzade Yusuf Sırrı Bey’in siyasal yenilgisi anlamına gelecektir. Yusuf Sırrı Bey, üç yıl sonra da bir arazi sorunu yüzünden bıçaklanarak öldürülecektir.

 

Seçilmiş başkanlar dönemi

 

1927’de  Kalfazade Ahmet Rıfat Bey belediye başkanı oldu.  1930 yılına kadar atanmış belediye başkanı olarak bu görevini sürdürdü. 1930’da yapılan yerel yönetim seçimlerine CHP adayı olarak katıldı ve kazandı.1932’ye kadar bu görevini sürdürdü.

Kalfazade Ahmet Rıfat Bey döneminde Ordu,belediyenin çalışmaları sonucunda 19 Nisan 1930’da  elektriğe kavuştu.. Bu olay Güzelordu gazetesinin 23 Nisan tarihli sayısında şöyle haberleştirildi: “Ordumuz nur İçinde. Karadeniz’in pırlantası olan güzel Ordumuz dört gün evvel elektrik nurlarına boyandı. Onu memlekete kazandırmak için geceli gündüzlü çalışan Belediye Reisi Rıfat Bey ile Valimize, mebusumuz Ricai Bey’e ve çalışma arkadaşlarına nihayetsiz şükranlar.”

 

Bu dönemde kentleşme çabaları da öne çıkmaya, kamuoyunda tartışılmaya başlanmıştı. Örneğin, Güzelordu gazetesinde “Belediyemizden İstediklerimiz” başlıklı şöyle bir yazı yayımlanmıştı. Yazıda istekler sıralanıyordu:

“1. Bazı dükkânlara kargacık burgacık yazıları havi levhalar asıldığı görülüyor. Bu kabil tabelaların çirkinliği şurada dursun, imla hataları da herkesi şaşırtmaktadır. Bunların sökülüp atılmasını...

2. Kayıkçıların, yolcu başına bir lire aldıktan başka eşyayı zetiye bavulundan da 25 kuruş aldıklarından şikâyet ediliyor. Bu meselenin hal edilmesini...

3. Yüzer para han parasını vermek istemeyen köylüler hayvanlarını sokak aralarına bağlayıp caddeleri televvüs ediyorlar. Bunların men’i...

4. Başı dara gelenler köşe başlarında apaçık bevl ediyorlar. Bu gibilerden birkaçı cürmümeşhud halinde yakalanarak tecziye edilirse, sairlerine ibret olur ve bir daha kimse böyle kepazelik yapmaya cesaret edemez. bu çirkin hareketin men’i...”

 

 

Yeni dönemde yeni başkanlar

 

Recai Bey’in erken yaşta yaşamını yitirmesi, Ordu’da siyaset alanında önemli bir boşluk da ortaya çıkarmış oldu. Recai Bey’in siyasal ağırlığını aşamayan ama politika sahnesinde de etkin olmak isteyen birçok kişi ve gruplar arasında kıyasıya bir çekişme yaşanmaya başladı. Bu çekişmelerin en ilginç ve köklü olanı Şevket Akyazı ile İsa Cordan arasındaydı. İsa Cordan, eskiden beri politikada etkin olmak istiyor, TBMM’de milletvekili olmak için çaba gösteriyordu. Ancak gerek Recai Bey, gerekse Şevket Bey, birlikte, Cordan’ın siyasette ilerlemesini engelliyorlardı. Şevket Akyazı ile İsa Cordan arasındaki çekişme daha da eskilere gidiyordu aslında; ta mütareke dönemine değin uzanan, o dönemdeki tutumlardan kaynaklanan bir çekişme söz konusuydu.

Ne yazık ki erken yitirilen bir başka değer Garipoğlu İsmail Hakkı Bey de Güneş gazetesinde ve dergisinde İsa Cordan’ı suçlayan yazılar yazmış hatta bu konuda mahkemelik de olmuşlardı. Cordan, bu gazeteye rakip olarak “Bucak” gazetesini yayımlıyordu. Güneş gazetesi kapanırken, bu kez Cordan’a rakip “Ordu Bucak” yayımlanmaya başlıyordu. Ordu basın tarihi, bir anlamda siyasal çekişmelerin platformu durumuna geliyordu.  Kurtuluş Savaşından sonra da İsa Cordan’ın “Azim” gazetesinin karşısına, onun siyasal rakipleri “Muvafakat-i  Milliye” gazetesini çıkarıyorlardı.

Bu çekişmeler belediye seçimlerine de doğrudan yansıyordu.  İsa Cordan’ın milletvekili olmasını Recai Bey ve Şevket Bey engelliyorlardı. Hakkındaki söylentilerin açıklığa kavuşması gerektiğini savunuyorlardı. Recai Bey’in ölümünden sonra, İsa Cordan yeniden öne çıktı. İlde büyük tartışmalar yaşandı; suçlamalar yöneltildi. CHP Genel Merkezi duruma el koydu ve bir parti müfettişi göndererek  durumu inceletti.

Bu ortamda, 1934 yılında yerel seçimler yapıldı.. 5 gün süren seçime 2885 seçmen katıldı. Belediye meclisine şu adlar seçildi: Uğuzluzade Fazıl Bey, Eyüpzade Şükrü Bey, Hacımehmetzade Eyüp Cemal Bey, Osmanağazade Mustafa Bey, Tatarzade Ziver Bey, Kalfazade Rıfat Bey, Sarımehmetzade Nezir Bey, Avukat İsa Bey, Furtunzade Kamil Bey, Mamarinazade Hüsnü Bey, Doktor Eyüp Hikmet Bey, Hattatzade Mustafa Bey, Sofizade Halis Bey, Dervişzade Cevdet Bey, Avukat Vahap Bey, Doktor İbrahim Namık Bey, Furtunzade Mehmet Bey, Felekzade Nazım Bey, Şeyhzade Rasim Bey.

 

Belediye Meclisi, seçimin ardından toplanarak (o zamanki yasa gereği) İbrahim Namık Bey’i 10 oyla belediye başkanlığına seçti. İbrahim Namık Bey’in rakibi Kalfazade Rıfat Bey ise 9 oy almıştı.

1938 yılındaki yerel seçimlerde İbrahim Namık Öztunç yeniden belediye başkanlığına seçildi. Ancak İbrahim Namık Öztunç’un başkanlığı bir yıl kadar sürecektir. Ekim ayında görevden alındı. Bu konu, Güzelordu gazetesinde şöyle yer aldı:”Belediyede hakkı kalan sucu Hüseyin tarafından bazı yolsuzluklar yapıldığına dair vuku bulan ihbar üzerine Vali M. Saylam, keyfiyeti tahkike başlamış ve ilkin belediye muhasebecisine, bundan üç gün sonra da tahkikatın derinleşmesi neticesinde Belediye Reisi İbrahim Namık Öztunç’a işten el çektirmiştir.”

 Şükrü Deniz, belediye başkanlığı görevine vekâleten atandı.

 

Unutulmayan bir başkan: Arif Hikmet Onat

 

 Şükrü Deniz’in de görevi kısa sürdü. Nisan ayında Arif Hikmet Onat belediye başkan vekilliğine atandı. Onat, iyi bir yerel yöneticilik örneği gösterdi. Sebze Pazarı’na satıcı tezgâhları yaptırıldı. Caddeleri ağaçlandırma çalışmalarına başladı.

Sadri Us, Ordu gazetesindeki bir yazısında Ordu kent merkezinin sorunlarını şöyle sıralıyordu: ”Modern şehircilik tekniğine uygun bir plan üzerine kurulduğu belirtilen şehir yoktur. Bu güzel şehrin yerini çirkin binalar, meydansız semtler, tuğla ve beton yığını inşaatlar kaplamıştır.”

1942 yılında yapılan seçimler sonucunda, Arif Hikmet Onat, yeniden belediye başkanı oldu. Onat, çalışmalarını hızla sürdürüyordu bu dönemde. Ordu belediye meclisi, 1 Nisan günkü toplantısında, Akobuz suyunu kente getiren Nazif Bey’in adının bu suya verilmesini, kent yollarının parke yapılmasında emeği geçen Vali Sadri Aka’nın adının bir caddeye verilmesini (Bugünkü Süleyman Felek Caddesi) kararlaştırdı Belediye Meclisi, kentteki çirkinliği ortadan kaldırmak amacıyla bütün dükkânların ön cephesinin boyanması zorunluluğunu getirdi.

Gürses gazetesinin 9 Temmuz tarihli sayısında ilginç bir konu da haberleştiriliyordu: “Dağınık halde bulunan umumi kadınların bir araya toplanmaları karar altına alınmıştır. Belediye, gereken binayı temin eder etmez karar icra edilecektir.”

    Belediye imar planı, 1945 yılının şubat ayında kabul edilerek yürürlüğe girdi.

    Bülbül Deresi’nin yatağının düzenlenmesi için belediye meclisi karar aldı. Bu karara göre, 15 ile 65 yaş arası herkes ya beş gün bedenen çalışmalara katılacak ya da her gün için 2 TL ödeyecekti.

1946 yılında Ordulular “belediye otobüsü” kavramıyla tanıştılar. İlk belediye otobüsü kent merkezi Kirazlimanı-Perşembe arasında çalışmaya başladı.

.Aynı yıl, yerel seçimler mayıs ayında yapıldı. 4543 seçmenin 3948’i oy kullandı. Belediye meclisi listesinde en yüksek oyu alan Arif Hikmet Onat (3868 oy) belediye başkanlığına yeniden seçildi.

Bu dönemde Arif Hikmet Onat, muhaliflerince yolsuzluk yapmakla suçlandı ancak bu suçlamadan herhangi bir sonuç çıkmadı.

Türkiye bu dönemden sonra artık çokpartili siyasal hayatla tanışıyordu.

 

 

Çok Partili Hayat Başlıyor

 

2. Dünya Savaşının sona ermesinden sonra Batı Avrupa’da esen demokrasi rüzgârı, Türkiye’nin batıdan yana bir tutum alma kararı, çok partili yaşamı da gündeme getiriyordu. Daha önce Terakkiperver Cumhuriyet Partisi ile Serbest Fırka denemeleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bu, herkeste belirgin bir tedirginlik yaratıyordu. CHP’den ayrılan bir grup parlamenter, Celal Bayar önderliğinde Demokrat Parti’yi kurmuştu. CHP’den memnun olmayan muhalifler bu partide toplanmaya başlamışlardı.

Ordu’da da Demokrat Parti hemen kuruldu. Kurucuları arasında Ziya Çürüksulu önde gelen adlardandı. Ziya Çürüksulu, Kurtuluş Savaşının ardından sürgüne gönderilmişti; CHP içinde ve devlet yapısında hak ettiğini düşündüğü konuma asla gelememişti. Muhalif bir addı. Demokrat Parti’de duraksamaksızın yer aldı. Bilal Lezgi, Şadi Hekim ve Hasan Günday da DP kurucuları içindeydiler. CHP’den bazı adlar da, örneğin Cumhuriyet öncesinden beri  CHP’li bilinen adlarla çekişen İsa Cordan da bu yeni oluşumu destekleyenler arasındaydı. Ordu’nun kültür, sanat, eğitim ve spor alanından da önde gelen birçok ad, örneğin Ziya Özova, bu partide zaman içinde saf tutacaklardı.

O dönemde liste yöntemiyle seçim yapılıyordu. Yani, hangi parti fazla oy almışsa, o partinin listesi bütünüyle milletvekili seçiliyordu. 1946 seçimlerinde DP, bütün ülkede olduğu gibi Ordu’da da pek varlık gösteremedi ve CHP listesi bütünüyle milletvekili seçildi. 

1946 seçimleri sonrasında, 1950’ye değin geçen süre politik çekişmelerin çok yoğun yaşandığı bir dönemdir. Birçok tanınmış ad CHP’yi terk etmekte, DP’ye katılmaktaydı. İkinci Dünya Savaşının yarattığı yokluk ve yoksullukla birlikte karaborsacılık halkın belini bükmüştü. DP, hem demokrasi vaat ediyor hem aş ve iş vereceğini söylüyordu. Bu vaatleriyle gittikçe güç kazanıyordu.

 

1950’de demokrasiye  açılan kapılar

 

Arif Hikmet Onat 1948 yılında araseçimle milletvekili oldu. Belediye meclisi, belediye başkanlığına Ali Rıza Gürsoy’u  seçti.

Çokpartili siyasal yaşam sancılı bir süreçle başlamıştı. Seçim süreci epey sert ve tartışmalı geçti. Örneğin DP’yi destekleyen ulusal gazetelerden Zafer’in başyazarı Ordu’ya gelerek bir konuşma yaptı ve İsmet İnönü’ye hakaret etti. Bu kentte tepkiye neden oldu.  Birkaç gün sonra da DP adayı Cevdet Gürkan, konuşmasında “Tek parti sisteminde yaşadıkları için bugün aç ve çıplak kalmış olan sevgili Ordulular” diye seslenince, miting alanında büyük tepki aldı.

CHP ve DP arasındaki çekişme gittikçe düşmanlık derecesine yükselirken, kentin önemli adlarından Bilal Köyden, Güzelordu gazetesinde bu duruma isyan ederek şöyle yazıyordu:”Ne yazık ki dost düşman, bütün dünya huzurunda birbirimize sövüp sayıyoruz(…) Her iki tarafın da ithamları haksızdır, yersizdir, garazkaranedir. Biz, kaderi müşterek bir milletiz. Dosta düşmana gülünç oluyoruz, insaflı olunuz efendiler!”

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !