Geçmişten Günümüze Ordu'da Milletvekili Seçimleri

                             Osmanlı Döneminde Ordu Temsilcileri

 

Türkiye, ilk seçimi 130 yıl önce, Osmanlı Devleti döneminde yaptı. Seçimlerle Meclis-i Mebusan oluştu. Ordu, o dönemde henüz il değildi.  Trabzon vilayetine bağlı bir kazaydı. Bu nedenle Meclis-i Mebusan’a bağımsız olarak kendisini temsil edecek bir vekil göndermesi söz konusu değildi. Zaten bu meclis de bir yıl sonra Abdülhamit tarafından bir buyrukla kapatıldı.

Yeniden seçim olması için Meşrutiyetin ilanı  beklenecekti. Bunun tarihi de 1908’di. Anayasa gereği yapılan seçimle yeni bir Meclis-i Mebusan oluşturuldu. Ordu bu tarihte de Trabzon’a bağlı bir ilçeydi. Ancak, vilayetin genişliği göz önüne alınarak, meclise gidecek adayların ilçelere, bölgelere göre seçilmesi önem taşıyordu. Ordu’dan Mahmut Mazhar Bey, Trabzon mebusu olarak ama Ordu’yu temsil etmek üzere Meclis-i Mebusan’a seçildi.

Sonraki seçim 1914’teydi.  Ordu yine Trabzon vilayeti içindeydi. Trabzon’dan, iki temsilci gönderildi Meclis-i Mebusan’a. Biri, Yorgo Yuvanidis’ti. Öteki vekil ise, ünlü şair Mehmet Emin (Yurdakul) idi. Mehmet Emin Yurdakul o tarihte Trabzon’da görevliydi ve ateşli bir İttihat  Terakki taraftarıydı.

Bu tarihten altı yıl sonra yeniden seçim yapıldı. Bu kez Ordu’yu da temsilen, Meclis-i Mebusan’a gönderilen Trabzon temsilcileri Ali Şükrü Bey, Hüsrev Bey (Gerede) ve Ahmet Muhtar Bey’di. Ancak bu meclisin ömrü uzun olmayacaktı; İstanbul’un işgali üzerine Meclis-i Mebusan dağıtılacak, temsilcilerin çoğunluğu Ankara’ya kaçarak TBMM’de görev yapacaklardı.

TBMM’den önce  Erzurum  Kongresi de bir anlamda ulusal meclis işlevi yerine getirmiştir. Bu kongrede Ordu bağımsız olarak temsil edilmiştir.  Erzurum  Kongresi için seçim,  Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Derneği üyeleri arasında yapılmıştır. Aslında, herkesin isteği Felekoğlu Süleyman Ağa’nın, Erzurum’da Ordu’yu temsil etmesiydi. Ancak, Süleyman Ağa, yaşlılığını ve hastalığını gerekçe göstererek bu öneriyi geri çevirmiş, kendi yerine davavekili Hasan Efendi’yi  teklif etmiştir. Bu öneri benimsenmiş, Hasan Efendi Erzurum Kongresi’nde Ordu temsilcisi olarak görev yapmıştır. Kimi araştırmacılara göre, Hasan Efendi’nin bütün masraflarını da Süleyman Ağa karşılamıştır.

 

                                            TBMM’deki   İlk Temsilcimiz: Recai Bey

 

 

23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne “Trabzon mebusu” sıfatıyla ama Ordu’yu temsilen Recai Bey  seçilmişti. Nurikadızadeler ailesinden olan Recai Bey, deniz subayıydı. TBMM üyesi olduğunda 38 yaşındaydı. Recai Bey, 1933’te yaşamını kaybedene değin Ordu mebusu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapacaktır.

Recai Bey, TBMM’de etkin  görev yaptı. Ordu’nun il olması konusunda yoğun çaba gösterdi. Savaşın en karanlık günlerinde bile Ordu’nun sorunlarını meclise taşıdı. 1921 yılında dereyolunun tamamlanması konusunda önerge verdi. Sebze ve meyveden alınan verginin sadece ihraç durumunda yürürlükte olması gerektiği konusunda yasa çıkması için uğraştı. Ordu bölgesindeki yolların ve köprülerin yapımı için uğraş verdi.

Recai Bey, Cumhuriyetin ilk dönemlerinde, o zamanki adıyla Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Ordu il yönetiminde söz sahibiydi. İl yöneticilerinin, belediye başkan ve belediye meclis üyelerinin, il genel meclisinin( o zamanki adıyla idare heyeti)  üyelerinin seçiminde önemli rol oynuyordu. Bu durumdan hoşnut olmayanlar da elbette vardı. Örneğin, eski belediye başkanı Furtunzade Yusuf Bey bunlardan biriydi. 1925’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın Ordu şubesinin başında Yusuf Bey bu nedenle yer alacaktı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, ikinci seçimini yapmak üzere nisan ayında seçim kararı aldı. O dönemde seçimler iki aşamalıydı. “Birinci seçmenler” halktı; halk, o zaman “müntehib-i sani” denilen ikinci seçmenleri seçiyordu. Bunların sayısı ilin büyüklüğüne göre değişiyordu ama genel olarak 20-50 arasıydı. İkinci seçmenler de, milletvekili adayları arasından ile ayrılan sayı kadarını seçip TBMM’ye yolluyordu.

1923’te yapılan seçimde, Ordu’dan 5 milletvekili gönderildi. Bunlar; Recai Bey, İsmail Çamaş, Faik Günday, Halil Sıtkı ve Hamdi  Yalman’dı.

 

                                          İlk Siyasal  Kavga ve Muhalefet Partisi

 

Siyasal çekişmeler siyasi hayatımızda hiç bitmemiştir. Her dönemde kendini göstermiş, belediye başkanlığı, il başkanlığı, milletvekilliği seçimleri çerçevesinde parti içi çekişmeler hep olagelmiştir.

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde, Ordu’da siyasal çekişmelere baktığımızda, en büyük ayrılığı Şevket Akyazı – İsa  Cordan arasında görüyoruz. Buna daha sonra değineceğiz. Recai Bey’in sağlığındaki siyasal çekişme ise Furtunzade Yusuf Bey ile Recai Bey arasındaki ayrılıktır. Recai Bey, Yusuf Furtun’un belediye başkanlığından  ve CHP il başkanlığından ayrılmasında önemli bir rol oynar. CHP içinde kavgayı yitiren Furtunzade Yusuf Bey, o yıl kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’ne geçer ve Ordu il başkanlığını üstlenir. Bu parti, Atatürk’e ve CHP’ye muhalif olanların bir araya geldiği bir parti olarak tanınır. Ordu’da muhalefete geçen sadece Furtunzade Yusuf Bey değildir; Ordu milletvekili Faik Günday ve eski Ordu Milletvekili  Ahmet Muhtar Bey de bu partiye geçerler. Ancak bu partinin ömrü uzun olmaz. Şeyh Sait İsyanı başlar. Parti kapatılır. Bir süre sonra da, Furtunzade Yusuf Bey, siyasal olmayan bambaşka bir nedenle bıçaklanıp öldürülecektir. Böylece büyük bir siyasal çekişme, taraflardan birinin hayattan ayrılmasıyla son bulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 3. dönem seçimleri 1927’de yapılır. Bu seçimlerde Ordu’dan Recai Bey, Şevket Bey (Akyazı), İsmail Çamaş, Hasan Fahri Bey, Hamdi Şarlan ve Halil Sıtkı Bey milletvekili seçilirler.

Bu dönemde Ordu siyasal yaşamında üç ad öne çıkmaktadır. Recai Bey, İsmail Çamaş ve Şevket Akyazı. Kuşkusuz, Ordu’nun önde gelen  belirleyici politikacısı Recai Bey’dir bu dönemde de.

TBMM’nin bu dönemi 1931 yılına kadar sürecektir. Bu dönemde kente elektrik getirilmesi, dereyolunun yeniden yapımına başlanması, çeşitli köprülerin ve yolların yapılması ile yapılan hizmetler olarak sayılabilir.

Bir sonraki seçim 1931 yılında yapılır. Bu seçimde yine seçilen Recai Bey, Hamdi Şarlan, Şevket Bey ve İsmail Çamaş’ın yanı sıra yeni ad olarak da Ahmet İhsan Bey  milletvekili olurlar.

Bu dönem bitmeden, Ordu siyasal yaşamının  en önemli kişisi Recai Bey 1933 Aralığında yaşamını yitirir. Bu ölümle birlikte, Ordu siyasal yaşamında büyük bir çekişme dönemi başlayacaktır.

 

1935 Seçimi: Ordu’da Kızılca Kıyamet Kopuyor

 

Recai Bey’in erken yaşta yaşamını yitirmesi, Ordu’da siyaset alanında önemli bir boşluk da ortaya çıkarmış oldu. Recai Bey’in siyasal ağırlığını aşamayan ama politika sahnesinde de etkin olmak isteyen birçok kişi ve gruplar arasında kıyasıya bir çekişme yaşanmaya başladı. Bu çekişmelerin en ilginç ve köklü olanı Şevket Akyazı ile İsa Cordan arasındaydı. İsa Cordan, eskiden peri politikada etkin olmak istiyor, TBMM’de milletvekili olmak için çaba gösteriyordu. Ancak gerek Recai Bey, gerekse Şevket Bey, birlikte, Cordan’ın siyasette ilerlemesini engelliyorlardı. Şevket Akyazı ile İsa Cordan arasındaki çekişme daha da eskilere gidiyordu aslında; ta mütareke dönemine değin uzanan, o dönemdeki tutumlardan kaynaklanan bir çekişme söz konusuydu. Bu konuda çok söylenti, suçlama var, hatta bunların önemli bir bölümü devlet kayıtlarına da geçmiş durumda; ancak, bizi ilgilendiren yanı bu çekişmenin siyasal ortama  yansımasıdır.

Ne yazık ki erken yitirilen bir başka değer Garipoğlu İsmail Hakkı Bey de Güneş gazetesinde ve dergisinde İsa Cordan’ı suçlayan yazılar yazmış hatta  bu konuda mahkemelik de olmuşlardı. Cordan, bu gazeteye rakip olarak “Bucak” gazetesini yayımlıyordu. Güneş gazetesi kapanırken, bu kez Cordan’a rakip “Ordu Bucak” yayımlanmaya başlıyordu. Ordu basın tarihi, bir anlamda siyasal çekişmelerin platformu durumuna geliyordu.  Kurtuluş Savaşından sonra da İsa Cordan’ın “Azim” gazetesinin karşısına, onun siyasal rakipleri “Muvafakat-i  Milliye” gazetesini çıkarıyorlardı.

Bu çekişmeler milletvekilliği seçimlerinde de artarak sürdü. İsa Cordan’ın milletvekili olmasını Recai Bey ve Şevket Bey engelliyorlardı. Hakkındaki söylentilerin açıklığa kavuşması gerektiğini savunuyorlardı. Bu tartışma CHP Genel Merkezinin de dikkatini çekiyordu. Recai Bey’in ölümünden sonraki ilk seçimlerde, yani 1935’te, İsa Cordan yeniden öne çıktı. İlde büyük tartışmalar yaşandı; suçlamalar yöneltildi. CHP Genel Merkezi duruma el koydu ve bir parti müfettişi göndererek  durumu inceletti. (Parti müfettişinin bütün suçlamaları not ettiği, kimin ne söylediği ve kendi yargıları hakkında genel merkeze verdiği rapor  elimde ama yayımlamanın  gereği olmadığını düşünüyorum. İ.D)

1935 seçiminde, Ordu’dan milletvekili seçilen adlar şunlardı: Ahmet İhsan Tokgöz, Ali Canip Yöntem, Ziya Yaltırım, Hamdi Yalman, İsmail Çamaş, Muhittin Baha Pars, Selim Sırrı Tarcan.

Ordu milletvekili olarak meclise giden kimi adlar gerçekte Ordulu değildir. Örneğin Ahmet İhsan Tokgöz, Ali Canip Yöntem, Muhittin Baha Pars. Bunlar genel merkezin istediği adlardı ve dışarıdan listeye konmuştu.

Ordu milletvekilleri listesinden anlaşılacağı gibi, bu seçimde Şevket Akyazı yoktur. Büyük bir olasılıkla, İsa Cordan- Şevket Akyazı çekişmesi, ikisinin de liste dışı kalması sonucunu doğurmuştur.( Bu bir  tahmin; ancak, belirtmeliyim ki, parti müfettişinin raporunda Şevket Bey için olumlu görüş vardır. İ.D.)

1939 yılında yapılan seçimlerde ise Ordu milletvekilleri şu adlardan oluşuyordu: Hamdi Yalman, İsmail Çamaş, Hüseyin Ekşi, Hamdi Şarlan, Selim Sırrı Tarcan, Ahmet İhsan Tokgöz, Ali Canip Yöntem, Vehbi Demirel.

1940’lı yıllar, tek parti içinde çekişmelerin artarak sürdüğü yıllardır. Parti genel merkezinden gönderilen müfettiş, il içindeki çekişmeleri inceler ve  genel merkeze bir rapor yazar. O raporda  geçen bazı tümceler, yaşananları çok iyi yansıtıyor:”Birbirleriyle uğraşmayı, imzalı imzasız ihbar ve şikayeti adet edinmişlerdir.”

1943 yılındaki  7. dönem seçimlerinde ise Şevket Akyazı’yı yeniden milletvekili olarak görüyoruz. Ayrıca, İsmail Çamaş, Vehbi Demir, Zeki Mesut Sezer, Hamdi Şarlan, Selim Sırrı Tarcan, Hamdi Yalman ve Muammer Yarımbıyık da Ordu milletvekili olurak TBMM’de yer alırlar.

 

                                                  Çok Partili Hayat Başlıyor

 

2. Dünya Savaşının sona ermesinden sonra Batı Avrupa’da esen demokrasi rüzgârı, Türkiye’nin batıdan yana bir tutum alma kararı, çok partili yaşamı da gündeme getiriyordu. Daha önce Terakkiperver Cumhuriyet Partisi ile Serbest Fırka denemeleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bu, herkeste belirgin bir tedirginlik yaratıyordu. CHP’den ayrılan bir grup parlamenter, Celal Bayar önderliğinde Demokrat  Parti’yi kurmuştu. CHP’den  memnun olmayan muhalifler bu partide toplanmaya başlamışlardı.

Ordu’da da Demokrat Parti hemen kuruldu. Kurucuları arasında Ziya Çürüksulu önde gelen adlardandı. Ziya Çürüksulu, Kurtuluş Savaşının ardından sürgüne gönderilmişti; CHP içinde ve devlet yapısında hak ettiğini düşündüğü konuma asla gelememişti. Muhalif bir addı. Demokrat Parti’de duraksamaksızın yer aldı. Bilal Lezgi, Şadi Hekim ve Hasan Günday da DP kurucuları içindeydiler. CHP’den  bazı adlar da, örneğin Cumhuriyet öncesinden beri  CHP’li bilinen adlarla çekişen İsa Cordan da bu yeni oluşumu destekleyenler arasındaydı. Ordu’nun kültür, sanat, eğitim ve spor alanından da önde gelen birçok ad, örneğin Ziya Özova, bu partide zaman içinde saf tutacaklardı.

O dönemde liste yöntemiyle seçim yapılıyordu. Yani, hangi parti fazla oy almışsa, o partinin listesi bütünüyle milletvekili seçiliyordu. 1946 seçimlerinde DP, bütün ülkede olduğu gibi Ordu’da da pek varlık gösteremedi ve CHP listesi bütünüyle milletvekili seçildi.  Bu liste, Arif Hikmet Onat, Vehbi Demir, Zeki Mesut Sezer, Hamdi Şarlan, Hamdi Yalman, Hüsnü Gökdalay, Mehmet Furtun, Şevket Akyazı ve Yusuf Ziya Ortaç’tan oluşuyordu. Bu son ad, bilinen ünlü şair Yusuf Ziya Ortaç’tı ve dışarıdan listeye konmuştu.

1946 seçimleri sonrasında, 1950’ye değin geçen süre politik çekişmelerin çok yoğun yaşandığı bir dönemdir. Birçok tanınmış ad CHP’yi terk etmekte, DP’ye katılmaktaydı. İkinci Dünya Savaşının yarattığı yokluk ve yoksullukla birlikte karaborsacılık halkın belini bükmüştü. DP, hem demokrasi vaat ediyor hem aş ve iş vereceğini söylüyordu. Bu vaatleriyle gittikçe güç kazanıyordu.

 

                                                    Birbirini İhbar Eden Adaylar

1946 ile 1950 arası hem CHP içinde hem de iki parti arasında çekişmelerin doruğa çıktığı bir dönemdir. Çok sayıda aday adayı milletvekili olmak  istiyor ve parti genel merkezinin gözüne girmek için çabalıyordu. Bu durum elbette birtakım ihbar mektupları yazılmasına da yol açıyordu.

Elimde 1946  yılında  CHP Genel Merkezine yazılmış bir ihbar mektubu var. Adlar önemli değil, ama siyasal çekişmelerin ne boyuta vardığını anlamak açısından içeriği önemli. Birkaç bölümünü buraya almak istiyorum: “Ordu vilayeti Halk partisi iflas etmiştir. (A kişisi), Milli Mücadele sırasında askere gitmemek için kadın çarşafı ile Ordu’dan vapura binip karı gibi İstanbul’a kaçtığını kimse unutmamıştır  (B kişisi)  ise katildir ve kadınlara el uzatır.  (C kişisi), Giresun’dan motora koyup Ordu’ya getirmekten utanmadığı bar kızları ile hamam kapatmış, saltanat sürmeye çalışmıştır…”

Bunun gibi, büyük çoğunluğu iftira ve söylentiye dayanan ihbar mektupları ne yazık ki bolca yazılabiliyordu.

Ordu’da da seçimlerin eskisi gibi olmayacağını fark eden CHP’liler, seçim öncesi köylere dağılarak propaganda çalışmalarına başlarlar. O günlerde bucak müdürlüğü yapan Fevzi Güvemli, anılarında CHP’lilerin durumunu çok güzel anlatır: “1950 seçimine pek az kalmıştı. Ordu Milletvekili Yusuf Ziya Ortac ve Topaloğlu Atıf geldiler. Kendilerini Safalık’ta karşıladım. Önce Ortaç indi cipten. Pardesüsüne çamur sıçramıştı, bana göstererek ‘Müdür bey buralara demokrasi aramaya geldik’ dedi. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi oldum. Aylarca çalış çabala, yolu aç, gördüğümüz karşılık bu olsun ha(…) Aybastı’da iki gün kaldılar. 6 Mayıs günü nahiye müdürlüğü odasında oturmuş, o gün ne nutuk atacaklarını konuşuyorlardı. Ortaç, ‘Önce son yıllarda bu köylüye ne verdik, onu tesbit edelim ki onlardan bir şeyler isteyelim’ dedi. Ne vermişlerdi? ‘Verdiniz ya’ dedim. Canlandılar hemen ve umutla baktılar bana. Devam ettim: ‘Unuttunuz mu her köye altı oklu birer bayrak  hediye ettinizdi.” Taşı tam gediğine koymuştum. Ortaç bozuldu, ‘haklısınız’ diyebildi yavaşça.”

O dönemde mitingler, bugün artık olmayan Sebze Pazarı’nda, o zamanki adıyla Millet Düzü’nde yapılıyordu. Alanın bir köşesine kürsü konuyor; mikrofon sistemi kuruluyor ya da megafonla konuşuluyordu.

Seçim süreci epey sert ve tartışmalı geçti. Örneğin DP’yi destekleyen ulusal gazetelerden Zafer’in başyazarı Ordu’ya gelerek bir konuşma yaptı ve İsmet İnönü’ye hakaret etti. Bu kentte tepkiye neden oldu.  Birkaç gün sonra da DP adayı Cevdet Gürkan, konuşmasında “Tek parti sisteminde yaşadıkları için bugün aç ve çıplak kalmış olan sevgili Ordulular” diye seslenince, miting alanında büyük tepki aldı.

CHP ve DP arasındaki çekişme gittikçe düşmanlık derecesine yükselirken, kentin önemli adlarından Bilal Köyden, Güzelordu gazetesinde bu duruma isyan ederek şöyle yazıyordu:”Ne yazık ki dost düşman, bütün dünya huzurunda birbirimize sövüp sayıyoruz(…) Her iki tarafın da ithamları haksızdır, yersizdir ,garazkaranedir. Biz kaderi müşterek bir milletiz. Dosta düşmana gülünç oluyoruz, insaflı olunuz efendiler!”

Seçimler yapıldı. CHP,  beklendiği gibi çoğunluğu elde etti. Ordu’dan çıkacak 8 milletvekilinin 6’sını CHP, ikisini ise DP aldı. CHP listesinden meclise gidenler Zeki Mesut Sezer, Yusuf Ziya Ortaç, Hamdi Şarlan, Naşit Fırat, Hüsnü Akyol, Atıf Topaloğlu, DP’den ise Refet Aksoy ve Feyzi Boztepe’ydi.

1950 seçimleriyle ülkede iktidar değişmişti. Artık yönetim DP’nin elindeydi. Genel seçimlerin ardından il genel meclisi ve yerel seçimler yapıldı. İktidar ve muhalefetin çekişmesi bu  seçimlere yansıdı. Seçim çalışmalarında suçlamalar, tehditler birbirini izledi. Sözgelimi, DP Ordu Milletvekili Refet Aksoy, Millet Düzü’nde yaptığı bir konuşmada il genel meclisinde ve belediye seçimlerinde DP’ye oy verilmeyip muhalefet kazandırılırsa hükümetin dört sene boyunca böyle yerlere hiçbir destek vermeyeceğini söyledi. Köylerde de eğer muhtarlığı CHP adayı kazanırsa mazbata verilmeyeceği söyleniyordu. CHP’nin kimi ilçelerde yöneticileri “devlet büyüklerine hakaret”ten tutuklanıyor ve CHP’lileri daha da sertleştiriyordu. CHP merkez ilçe yöneticileri, genel merkeze telgraf çekip durumu anlatıyorlar ve “Bu gidişle CHP tabelasını hapishane kapısına asacağımız muhakkaktır.” Diyorlardı.

 Ancak, Ordu’da CHP çok güçlüydü ve belediye başkanlığını rahatlıkla kazanmıştı. İl genel meclisinde de CHP 13, DP 7 üyelik kazandı.

 

                               

                                        CHP  - DP Kavgası Şiddetleniyor

 

1950 ile 1954 arasında, bütün Türkiye’de olduğu gibi Ordu’da da CHP ile DP arasında çekişme ve siyasal sürtüşmeler alabildiğine arttı. Her iki kesimin de gazeteleri vardı. DP Milletvekili Feyzi Boztepe “Bütün” adlı bir gazete çıkarıyordu. Buna karşılık CHP’lilerin “Ordu Postası”, sonra “Birlik” adlı gazetesi vardı. Her iki taraf da bu gazetelerde birbirine saldırıyordu. 

Belediye Başkanlığı da sık sık kentin gündemine  geliyordu. Belediye Başkanı Ali Rıza Gürsoy CHP’liydi ama  1951 yılında kenti ziyaret eden Adnan Menderes’le ve DP’lilerle iyi ilişkiler kurmuştu. Bu, DP’ye geçeceği söylentilerine yol açıyordu. Ali Rıza Gürsoy, bu söylentilerin önüne kesmek için bir parti toplantısında “ Ben Ali Rıza Gürsoy’um, müddetim olan üç sene içinde de memlekete hizmet etmek aşkındayım. Ölünceye kadar CHP’liyim ve her şeyden  evvel Ordu ve Ordulular için yaşıyorum” diyordu. Ancak, bu konuşmasından yaklaşık bir yıl sonra DP’ye geçecek ve kentte siyasal gerilim alabildiğine artacaktı.

O dönemdeki çekişmeler, daha sert, daha gerilimli ve şiddetliydi. Bir partiden olmak, öteki partiyi düşman gibi görmek anlamına da gelebiliyordu. Siyasal farklılık sadece politik ortamda değil, günlük yaşamda da kendini gösteriyordu. Örneğin, DP’lilerin iktidara geldikten sonra CHP’lilere fiziki şiddet ve tehdit uyguladığı  devlet kayıtlarına geçiyordu. CHP il yönetimi, 1951 yılında genel merkeze bir rapor göndererek, herkesin silahlanmaya başladığını söylüyordu. Bu raporda Ulubey, Kabadüz ve Uzunisa’da  CHP’lilerin fındık bahçelerinin ve mısır tarlalarının kırıldığı söyleniyordu. Karacaömer ve Efirli’de CHP’lilere fiziki şiddet uygulandığı da bu raporda belirtiliyor ve adlar da veriliyordu: “Şükrü Kaptan’ın üzerine odun ve bıçakla tecavüz edilmiş, ayağı kırılmış(…) Avukat Aksakoğlu mahkeme koridorunda bir DP’li tarafından dövülmüş, Ulus muhabiri ve fotoğrafçı, tuhafiyeci Temel Uzlu’nun gece vitrin camı kırılarak eşyası çalınmış, Bucak Mahallesinden Mehmet Yılmaz, Elmalık Şarkiye Mahallesinden Rasim Odabaş, Selimiye Mahallesinden Musa Eren’in evleri, Sebze Pazarında esnaftan Salih Kalafat ve Hasan Pak’ın dükkânları soyulmuş, Terzi Hasan Çol’un  dükkânının camı kırılmıştır.”

 

                                                                Muhbirler İşbaşında

 

O günlerde iki büyük parti arasında “muhbir”ler de vardı. Sözgelimi CHP’li bilinen biri, DP’lilere, DP’li bilinen biri gizlice CHP’lilere haber uçurabiliyordu. Elimde, kentin önde gelen adlarından ve CHP’li bilinen birinin, DP Milletvekili Feyzi Boztepe’ye 22 Ocak 1953 tarihinde yazdığı bir mektup var. Bu, mektuptan çok rapora benziyor. Belli ki, milletvekili, bu kişiden CHP il kongresini izlemesini ve kendisine rapor etmesini istemiş. İşte o özel mektuptan kimi cümleler: “Evvelce verdiğiniz talimat mucibince C.H.P.’nin il kongresini dikkatle takip ettim(…)Kongre saat 3’te Millet Sinemasında yapıldı. İnönü’nün ve Kasım Gülek’in tebrik telgrafları okundu. Sonra bir takrir verildi. Günaltay’ın konuşması rica edildi. O da acaip bir aksan ile konuşmasını yaptı. Din bahsi üzerinde duran hoca, iktidarın politikasını hiç beğenmiyordu. Sonra Mebrure Aksolay, Atıf Topaloğlu ve diğerleri birer konuşma yaptılar(…) Atıf Topaloğlu çok küstah. O kadar haydut ve hayasızca konuştu ki  onun zoru ve düşmanı Başbakan ve sen. Şimdi burada Ordu Postası diye yeni kurdukları matbaada bir gazete çıkarıyorlar. Ordu’da hedef sizin gazeteniz ve sizsiniz.”

CHP’den istifa edip DP’ye geçen kimileri de geldikleri yeri eleştirmekten geri durmuyorlardı. Sözgelimi, Feyzi Boztepe’nin Adnan Menderes’e yolladığı bir raporda, DP’ye geçen ve Adnan Menderes’le görüşen CHP’lilerle ilgili şöyle deniyordu: “Hepsi de memnun olmuşlar. Sizden sitayişle bahsediyorlar. Bu arada, içlerinden XX, cümlesinin huzurunda ‘Hasan Saka ve diğerleri bizi kovuyordu. Allah Menderes’e uzun ömürler versin. Şimdiye kadar böyle bir başbakan görmedi bu memleket’ dedi. Bu hadise diğer vilayetlerde olduğu gibi Ordu’da da çok işimize yaradı.”

Öte yandan, DP içinde de çekişmeler vardı. Milletvekili Feyzi Boztepe ile il başkanı Fazıl Ertekin anlaşamıyorlardı.  Feyzi Boztepe, Başbakan Menderes’e sık sık mektup yazarak il başkanını ve bazı il yöneticilerini şikâyet ediyordu. Örneğin 23 Ocak 1952’de yazdığı özel mektupta şunları diyordu: “İl idare kurulu başkanımız Fazlı Ertekin ile beraber çalışan, il idare kurulundan D.U, Ş.F ve haysiyet divanı üyelerinden İ.F’nin ihraçları temin edilmedikçe, Ordu’da tesanüt ve huzurun sağlanmasına imkan olmadığı  kanaatindeyim.”

 

                                             1954 Seçimlerine Doğru

 

1954 genel seçimlerine böyle gergin ve düşman kamplara bölünülmüş bir ortamda gidiliyordu. CHP adaylarından biri de binbaşılıktan istifa eden Ferda Güley’di.  DP’liler en çok bu  adaya yükleniyorlar, Kore Savaşından kaçtığı söylentisini yayıyorlardı.

CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, bir miting için Ordu’ya geliyor ancak vapurdan çıkmasına valilik izin vermiyordu. Bunun üzerine Gülek, soyunup denize atlıyor, kıyıya çıkıyor ve mitinge katlıyordu. Eski arkadaşı, yeni DP’li belediye başkanı, Gülek’i görünce bacak bacak üstüne atıyor, arkasını dönüyor ve bu kentte günün konusu oluyordu.

Seçimler yapıldığında DP bu kez üstünlüğü sağlayacaktı. CHP’nin 62.785 oyuna karşılık, DP 77, 361 oy alıyordu. Seçim sistemi gereği tam liste milletvikili oluyordu: Cemil Bengü, Fazıl Ertekin, Sabri İşbakan, Refet Aksoy, Bekir Baykal, Feyzi Boztepe, Selahattin Orkun, Fazlı Erim, Memiş Yazıcı.

Cemil Bengü, Menderes Hükümetinde bakanlık da yapacaktı.

Seçim sonuçları ertesi gün hemen hemen belli olunca DP’liler şehirde davul zurna çaldıracaklar ve horon tepeceklerdi. Çevrede gördükleri CHP’lilere laf atmak da çok sık başvurulan bir kutlama(!) yöntemi olmuştu.

1956’da DP bölünüp, bir grup partili Hürriyet  Partisi’ni kuruyordu. Ordu’da da Dursun Uzman’ın öncülük ettiği bir grup DP’li bu partinin  şubesini kuruyorlardı. Ancak bu parti başarılı olamayacak ve seçimlere yakın CHP’ye katılacaktı.

 

                            1957 Seçimleri: Çekişme Doruğa Çıkıyor

 

1957 yılında yapılan genel seçimler, siyasal çekişmelerin iyice arttığı bir döneme denk geldi. DP, iktidarda olmanın avantajını kullanıyor, bütün devlet örgütünü seçimde çalıştırıyor, CHP de var gücüyle taraftar toplamaya çalışıyordu.Artık belediye başkanı da DP’ye geçmişti. Fazıl Sözer, DP adayı olarak seçimi kazanmıştı. Vali Nurettin Özcöbek bir  partili gibi çalışıyordu. Radyolarda her gün DP’ye geçenlerin adları tek tek okunuyordu. Ama nasıl oluyorsa,  kentte halka açık yerdeki radyo, öğle haberleri saatinde bozuluveriyordu(!) DP’liler CHP’lileri suçluyorlardı, elektrik kablosunu kestiklerini iddia ediyorlardı.

Seçim çalışmalarını ilçelerde sürdüren Şevket  Köksal “devlet büyüklerine hakaret” suçlamasıyla tutuklanıyordu.

Ferda Güley ve Atıf Topaloğlu yine adaydılar. Onların yanına Şevket Köksal, Zeki Kumrulu, Arif Hikmet Onat, Kahraman Sağra gibi  Ordu’nun önde gelen adları da eklenecekti. CHP’nin listesi çok güçlüydü. Bu DP’lileri endişe

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !