Denizine Küsen Kent

 Geçen hafta  Ordu’da bir konferans veren Erol  Mütercimler’in  gazetemize verdiği demeçte çok ilginç bir bölüm vardı, bilmem dikkatinizi çekti mi…

Mütercimler şöyle diyordu: “Denize sırtını dönen bir millet olarak yaşıyorsunuz. Denizinizde kum gibi tekne kaynaması lazım. Denizin görünmemesi gerekiyor tekneden. Ama gel gör ki bomboş. Denize böyle bakanlar, denizle ilgili tarihine de sahip çıkmaz, kültürüne de sahip çıkmaz.”

Ordu, denize 136 kilometre kıyısı olan bir il. Kent merkezi de boylu boyunca deniz kıyısına uzanmış durumda. Ancak gerçekten de Mütercimler’in dediği gibi denize küs bir kent Ordu. Bunu hemen anlamanın basit bir yolu var.

Resmi dairelerini, fabrikalarını deniz kıyısına yapan, evlerini gerilere çeken bir kent değil mi Ordu? Geçmişte bir teras gibi kademe kademe denize doğru uzanmış evlerini beton bloklarla kale gibi kuşatan bir kent değil mi Ordu?

Deniz büyük bir yol olarak dururken yıllarca virajlarla boğuşan değil mi bu kent?  Dereyolu diye yıllarca konuşan ama iskelesine kayıtlı kaç gemi olduğunu bile bilmeyen insanlar yönetmedi mi Ordu’yu yıllarca?

Oysa geçmişte deniziyle barışık bir kentti Ordu. İstanbul’a ya da Trabzon yönüne gemilerle gidilirdi.  “Aksu”, “ Tarı”, “Cumhuriyet” gemileri her  kente uğraya uğraya, “Ege”, “İzmir” gibi gemilerse mağrur  bir  edayla sadece büyük kentlere uğrayarak dolaşırlardı Karadeniz’de. Daha eskilerde de “Gülnihal”, “Gülcemal”, “Mustafa Reşit Paşa” türkülere, şiirlere girmiş gemilerdi. Umudu, gurbeti, sılayı, hayalleri taşırlardı insanlarla birlikte.

Sonra mavnacılar, balıkçılar…O da ayrı bir kültürdü…

Bilir misiniz ki, cumhuriyetin ilk yıllarında yelken yarışları da yapılırdı. Ordu bütün bölgede önde gelen yelkenciler  yetiştiren bir kentti.

Kenti denizle ilgili söylenceler  sarıp sarmalamıştı kuşaklar boyu. 1939 depreminde tsunamiyi gördüğünü, denizin yarıldığını iddia edenlerin anlattıkları ürpertiyle dinlenirdi. Tabii o zaman “tsunami” değildi adı, “dev dalgalar”dı.

Perşembe’den kimin daha çabuk yüzerek geldiği, bugünkü belediye önünden iskeleye kimin en çabuk yüzdüğü,  gemiden indirilirken denize dökülen su borularını kimin dalıp çıkardığı… Daha birçok söylence…

Zaman içinde hepsi unutuldu gitti. Şimdi  sadece Ekrem Akdeniz’in maketlerinde yaşıyor o gemiler ve Mürsel Engin’in fotoğraf arşivinde.

Erol Mütercimler “kültürünü yitirmek”ten söz ediyor. Ordu, temel kültürel ögelerinden birini yitirdi denizine küsmekle… Ve ne yazık ki bu çok az kişinin umrunda…

Bir KENT MÜZESİ olsa, onun bir bölümünde deniz kültürüne ilişkin özellikler yer alsa fena mı olur?

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !