Biz Seçimi Severiz

 

Seçimler, siyasal partiler demokrasinin, yurttaşlık bilincinin günlük hayata yansımasıdır. Aynı zamanda hayatımızda bir renktir seçimler. Unutulmaz olaylar, efsaneler, söylenceler üretilir seçim süreçlerinde. Seçimler bir toplum kültürüdür. Bunların ötesinde, biz ulus olarak seçmeyi ve seçilmeyi çok severiz aslında. İlk seçimden bugüne hiç dinmeyen bir heyecanla yaşadık seçimleri.. Kürsülerden, otobüslerden seslenen adayları dinledik. Her adaya “Ayıp ettin tabii ki oyum sana” dedik ama sandık başında, yapayalnız olduğumuz bilinciyle kurnaz davranıp aklımıza yatana verdik oyumuzu. Elimizde zarfla kapalı bölmeden çıkıp sandığa yürürken, ülkenin kaderi bizim ellerimizdeydi. O birkaç adımı mağrur bir edayla attık hep.

Seçimleri çok sevdik; çünkü başka zamanlarda ruhumuzu kimse okşamadı. Hiçbir “büyük adam” gelip elimizi sıkmadı. “Ne dileğin var?” diye sormadı. Mahallemize, köyümüze hatta evimize gelmedi. Kapımızı çalan ve açtığımızda bilinen bir güleryüzlülükle hatırımızı soran propagandacılar da bize “değer veriyordu.”  Gerçi, elinde kahve, makarna, şeker paketiyle gelenlerden hiç mi hiç hoşlanmadık, onların gerçek yalancı olduklarını bildik ama yine de uzatılan paketi aldık. Sandık başında mı? Onu bir biz biliriz bir de Allah, dedik.  Sabah, evde, siyasal rüşvet olarak verilen kahveyi içerken memleketi tek oyla kurtaracağımızı düşündük ve çoğu kez de rüşvet verene bin yıllık bir sağduyuyla oyumuzu vermedik.

Sandığa giderken düğüne gider gibi giyindik. İnanmazsanız bu seçimde izleyin 50 yaş üzerindekileri. Kafamızdaki o tek oya verdiğimiz değerdir bu. Evden, oy atacağımız yere kadar yürürken öyle yüksek sesle gülmeyiz, ciddi bir hava takınırız.  Az sonra sandığa atacağımız oyun ağırlığını hissettiririz. O an önemliyiz. Bizim olumuza muhtaçlar. Sevilmez mi bu ruh hali, sevilmez mi seçim…

Seçimi çok sevdik; çünkü mitingler bizim için eğlenceydi. Çoğumuz mitingi günü meydanda yerimizi aldık. Yazsa bir gölgelik, kışsa bir kuytu yer bulduk. Kasketimizi yana devirdik, bir de cigara yaktık ve dinledik. Kürsüdeki ya da sonradan otobüsün üstündeki liderler aslında hep aynı şeyleri söylüyorlardı: Liman…Havaalanı…Dereyolu… Fındığa iyi fiyat… Aslında biliyorduk, vaatti işte!  Ne diyeceklerdi… Seçim zamanı söyle söyleyebildiğini… Olsun, dinledik, alkışladık. Eğlenceydi nasılsa. Güldük, eğlendik.  Miting alanından dağılırken analizler yaptık, kaç milletvekili çıkarabileceklerine dair. Kalabalığın içinde tanıdık yüzler aradık. O mitingleri de sevdik..

Seçimi çok sevdik; Tahminler yaptık hep. Bizim köyden şuna, sizin köyden buna, o mahalleden ötekine… Suyumuz, yolumuz, fındığımız, akrabamız, köylümüz dedik, kazanır, kazanamaz dedik. Kahvehanelerde konuştuk durduk. Değme sosyologlara taş çıkarttık. Adaylara, bir kaşımızı kaldırıp, dudağımızı hafif büzüp aynı şeyi söyledik: “Kesin gidiyorsun beyim!”  Ertesi gün öteki adaya da aynı şeyi söyledik, sonraki gün bir diğer adaya… Eğleniyoruz işte, ne var, bunun adı “ mavi boncuk dağıtma” oyunu. Adaylar “vaat etme” oyunu oynarsa biz de “mavi boncuk oyunu” oynarız. Biz oyunları severiz!

Seçimi çok sevdik… Sözgelimi, dededen toruna vazgeçemediğimiz Süleyman Demirel, bir tarihte gelip  “İktidara gelelim, hemen rafineri, havaalanı ve liman hazır” dedi. Aa, o da ne, bu vaatlere Nazmiye Hanım da katılmaz mı? “Bak Süleyman Bey” dedi, basının yazdığına göre, “Bu dediklerini yapmazsan ben bir daha Ordu’ya gelmem.” Eh, tamamdı artık, Nazmiye Hanım da dediyse, olurdu… 37 yıl geçmiş bu diyaloğun üstünden… Amaaan, olsun, bir o kadar daha zaman geçebilir. Biz seçim zamanlarını seviyoruz işte.

Seçimi çok sevdik; Hati itiraf edelim, parti liderleri kadar İsmail Hanikaz’ı da çok sevdik, Halil Tekkaya’yı da…

Hanikaz, kürsüye çıkıp konuşurken,  gürültü kesilmeyince  “Ne delleniyorsunuz uyuzlar, dinleyin” dediğinde “Yaşa, Varol” diye bağırdık. Hatta Hanikaz  rakipleri karşısında şöyle okkalı bir küfür  savursun diye onu biraz biraz gaza da getirdik, laf attık, soru sorduk…

 Halil Tekkaya, 1973 seçimlerinde de seçilemeyip “Artık tövbe” dediğinde, “Aa, olur mu canım, devam Halil devam” deyip sırtını okşadık. Çünkü bir elinde elinde bayrak, öteki elinde megafon, Ordu çarşılarında gezerken, onun söyledikleriyle eğlenmiyor muyduk? O da kırmadı bizi, ölene kadar aday oldu. Hatta birçok partiden bile fazla oy aldı seçimin birinde. Dahası, kulaktan kulağa söylentiler bile yayıldı, oylarının silindiğine dair. Onu hiç seçmedik ama parti liderleri kadar değer verdik, mitinglerine gittik, dinledik. Aday olduğu son seçimde söylediği bir dörtlük yüzünden mahkemelere de düştü, o dörtlüğü yazmayalım, ne olur olmaz  ama bilenler  bilir! Biz seçimi onlarla da çok sevdik.

Biz seçimi çok sevdik: Bir milletvekili “Yahu dereyolunu yaptık, bitmek üzere ama kimseyi inandıramıyoruz” dediğinde, televizyonda harika bir komedi filmi izlemiş hissine kapıldık. Aynı milletvekili “Ordu Üniversitesini kurdum, hayırlı olsun” dediğinde de aynı hisse kapıldık. Nasıl güldük, nasıl.. Sevilmez mi seçim…

Bu dediklerime inanmıyor musunuz? O halde, seçime biraz daha var, izleyin. 22 Temmuz’da sandık başında gözlem yapın; göreceksiniz. İlk kez oy kullanacak olanlar, siz de seçimi çok seveceksiniz…

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !