60 Yıl Öncesinden Bir Sanat Dergisi: Akobuz

 

Küçük bir Anadolu kentinde 60 yıl önce bir kültür sanat dergisi olabilir mi? Ülkenin önde gelen yazar ve ozanları bu dergide yazı ve şiir yayımlarlar mı?  Neredeyse olanaksız gibi görünüyor değil mi?  Ama söz konusu kent Ordu ise, olanaksız değildir. Kültür tarihimizin üzerine çekilen perdeyi şöyle bir araladığımızda karşımıza her zaman ışıl ışıl bir dünya çıkıyor. O ışıklı dünyadaki yıldızlardan biri de Akobuz dergisidir.

1949 yılının ilk günlerinde, kentin aydınları bir araya gelerek kültür sanat ürünlerini gazetelerin kısıtlı alanından kurtarıp derli toplu bir dergi çıkarmaya karar verirler. Cevdet Yeşiltepe, Namık Senih Mayda, Ömer Efendioğlu, Ziya Özova, Yusuf Ziya Özbucak, Ekrem Haznedar, Abdullah Aksakoğlu, Kemal Top gibi aydınların öncülüğünde başlayan çalışma, 15 Ocak 1949’da ALEV adıyla kamuoyuna sunulur. Derginin sunuşunda  A. Ekrem Haznedar şunları yazar: “ Alev ısı ve ışına ihtiyaç duyanlarındır. İçinde bir okuyucu hazzından daha ılık, daha sıcak bir şey, belirsiz de olsa bir sanat ve şiir zevki bulanlar Alev’de toplanıyorlar(…)Biliyoruz, bir ihtiyaca cevap verip vermemekle karşı karşıyayız. Gürses’ten, Güzelordu’dan sonra niçin çıktığımız sorulacaktır. Önce Alev’i çıkaranların bu iki gazeteden çok şey aldıklarını itiraf edelim. İkisi de kendi çevremizde birer uzun yol almış bulunuyorlar. Ordu’dan yurda, yurttan Ordu’ya uçuşan haber, Kemalist hamlelerin akisleriyle yüklüdür. Bizim de yolumuza aynı ışık çağıyor.”

Derginin künyesinde “Fikir ve Edebiyat Gazetesi” yazar. Sahipliğini Ziya Özova yapmaktadır. “Neşriyatı fiilen idare eden” bölümünde ise A. Ekrem Haznedar’ın adı görülür. Derginin idare müdürü de Yusuf Ziya Özbucak’tır.

Derginin ilk sayısı dikkat çekici bir kültürel derinlikle dokunmuş. Namık Senih Mayda’nın sanatın öykünme değil başlı başına bir yaratma işlemi olduğuna ilişkin yazısı, Recai Eryarıç’ın Erich Andraess’ten çevirdiği bir eğitimbilim makalesi, kentin düşünce  dünyasının yoğunluğunu da gösteriyor.

Alev’de ilginç bir çalışma da başlatılır: “Ordu Ansiklopedisi” Dizi olarak tasarlanan ve kuşkusuz Ordu tarihini aydınlatmada büyük bir işlevi yerine getirecek olan bu çalışma ne yazık ki tamamlanamaz.

Derginin ikinci sayısını almak için basımevine ya da gazete bayilerine gidenler “Alev”i göremezler; başka bir adla çıkmıştır dergi: AKOBUZ. Niçin böyle olmuştur?  Tanıklara göre zamanın valisi Salih Kılıç, Alev’i çıkaranları makamına çağırmış ve bir güzel haşlamıştır. Ne demektir “Alev”? Kızıl renktir bir kere; komünizmi mi işaret etmektedir? Dergiyi yayımlayanlar şaşırmışlardır ama yapacak bir şey de yoktur. Çaresiz; kimsenin yadırgamayacağı  “Akobuz”u ad olarak seçerler.

İkinci sayıda, dönemin ünlü yazarı Samim Kocagöz’ün Ordu’ya ilişkin izlenimleri de yer alır: “Bir eylül sonu akşamı idi. Karadeniz’in sonsuz maviliklerinden kopup gelen serin bir rüzgâr, açıklı koyulu yeşilin kucağında bulunan şehrin hafif pembeleşen beyaz yüzünü okşuyordu. Oh… Ordu batan güneşin ışıklarıyla kanatları pembeleşen bir martıyı andırıyordu.”

Akobuz’un yazarları  arasında dönemin ünlü yazarı ve Ordu milletvekili Yusuf Ziya Ortaç da vardır. Derginin 4. sayısında “Yeni ve Eski Şiir” başlıklı uzun bir incelemesi yayımlanır.

Akobuz’un 7. sayısından itibaren gezi yazıları  da yayımlanmaya başlar. Yusuf  Ziya Özbucak’ın “Fındık Bahçelerini Gezdim” başlıklı yazısı halkbilimi araştırmalarına kaynaklık edebilecek düzeyde. Fındık işçileriyle söyleşen Özbucak, onlardan maniler, türküler dinler ve bunları yazısının içine yerleştirir.

Dergi, gençleri de özendirmek için “Ordulu Genç Şairler” köşesi açar sayfalarında. Ömer Şahin, Galip Savaşkan, sonraları edebiyat profesörü olarak  tanıyacağımız Mehmet Çavuşoğlu, bu sayfalarda yer alır.

Akobuz’un 1950’de yayımlanan 13. sayısında,  geçen bir yıl değerlendirilir. Bu değerlendirme yazısında “Yazı yazanların edebi meslekleri pek aşikar değildir. Sosyal fikri karakterleri de tamamile birbirine uygun düşmemektedir” denir. Bu bir olumluluk olarak yansıtılır ama kısa süre sonra bu ayrılıklar derinleşecektir.  O günler ülkenin sosyal ve politik çalkalanmaları, kentin aydınlarını da sarıp sarmalamaktadır. Türkiye  çok partili düzene geçişin sancılarını yaşamaktadır; insanlar CHP’li, DP’li olarak ikiye bölünmüşlerdir. Bu ayrışmalar kısa sürede dergiye yansır. Sözgelimi Namık Senih Mayda “Anadolu’yu Fikren Kalkındırmak” başlıklı yazısında Atatürk Devrimlerini savunurken, birkaç sayfa sonra, Mehmet Hilmi Acar’ın Dil Devrimini kötüleyen yazısı yer alır.

1950’de iyice derinleşen siyasal kamplaşma, halkevinden, spor kulüplerinden, tiyatro çalışmalarından, Akobuz’a da yansımıştır artık; cumhuriyetin ışığında omuz omuza şiirden müziğe, tiyatrodan spora değin sosyal yaşamın her alanında çalışanlar birbirine hasım durumuna gelmiştir. Ne talihsizlik… Akobuz’un yayını da bu dönemde aksamaya başlar. Dergi, giderek siyasal bir yayın organı kimliğine bürünür; CHP’yi desteklemektedir. Kısa süre sonra DP’yi destekleyenler dergiden ayrılır. Akobuz, Yusuf Ziya Özbucak’ın kişisel çabalarıyla 1954’e kadar yaşatılır ve o yıl kapatılır. Politikanın  tozu dumanı içinde bu kapanış belki çok önemsenmez ama kentin kültür sanat adına bir değeri yitirdiği sonraki yıllarda anlaşılacaktır. Çünkü Akobuz’un her sayısında en az  10-12 imza yer almıştır. Dönemin tanıkları, yazı sıkıntısı çekmek bir yana, çoğunu elemek zorunda kaldıklarını anlatırlar. Ordu Ansiklopedisi çıkarma isteği, sanat felsefesi üzerine tartışmalar, eğitimbilimle ilgili makaleler, şiire ilişkin değerlendirmelerle yetişmekte olan kuşağı besleyen verimli kaynak  olmuştur bu dergi.

Bugün böyle bir dergi yok Ordu’da… Ama 60 yıl öncesinde kalmış olsa bile kültürel birikim var; kentlerin birikimleri kolay kolay yitip gitmez.. Kimbilir; belki bir gün Akobuz suyu gibi berrak, temiz bir su akar gelir kültürel  kaynaklardan…

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !